KUTLU DOĞUM ve RAHMANİ SİYASET
AKİL İNSANLAR DA SÜRECİ BİLMİYOR VE KATİL ‘APOYA ÖZGÜRLÜK’(?!)
HİKMET SOFU
Kutlu Doğum haftası kutlu olsun. Hazreti Peygamber Ahmed’i Mahmud’u Muhammed Mustafa’nın (sas) dünyaya gönderilişini kutluyoruz. Kutlu Doğum, insan ve cinnin Peygamberinin, İslam Peygamberi’nin, Barış Peygamberi’nin insanların dünya hayatını düzenlemek için gönderilen, biz insanları hem dünyada hem ahirette kurtaracak ve mutlu kılacak ilahi mesajı öğretmek için gönderilen ahir zaman Peygamberinin dünyaya teşrif günü Kutlu Doğum.
Allaha hamd olsun, şükürler olsun, Rasulü’ne salat ve selam olsun.
Kutlu Doğumda şunları hatırlamak gerek: Barış Peygamberi’nin getirdiği kutlu Allah mesajı, Kur’an’ı Kerim’in mesajı sadece ibadetlerimizde, namazda, oruçta, hacda değil, hayatımızın her alanında yaşanmalı. Bilge Lider Sayın Aykut Edibali’nin dediği gibi ‘İslam Rönesansı’ gerçekleşmeli. İslam’ı sadece bir ibadet dini haline getirerek o Kutlu Mesajı hayatın içinden çıkarmak isteyenlere hayır demeliyiz. Mesela ne deniyor: “Müslümanlar hakkıyla zekat verseler fakir kalmaz.” Bu doğruysa ki doğru, bu zengin Müslüman kimi kandırıyor, kendinden başka?.. O zaman ticaretimizde adam gibi, toplumsal ilişkilerimizde adam gibi, siyasetimizde adam gibi, arkadaşlık, akrabalık ve komşuluk ilişkilerimizde, vatandaşlık ilişkilerimizde adam gibi yani tam bir Müslüman gibi Hz. Peygamberin getirdiği Kutlu Mesaja uygun yaşamalıyız. Müslüman şöyle diyemez: “İbadette Müslüman gibi olayım, ticarette, sosyal hayatta, adalette, siyasette Allah’ın, Peygamber’in mesajını bir tarafa bırakayım.” diyemez… Böyle insanlık olmaz…
“Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey inananlar siz de dua edin ve selam verin” Ahzab, 43 ilahi buyruğu gereği Allah’a dua ediyor, Peygamberimize salat ve selam ediyor, bağlılığımızı, saygılarımızı arz ediyoruz. Peygamberimize, tüm Peygamberlere, Peygamberimizin ehli beytine, ashabına, alimlerimize, şehitlerimize selam…
 
KADIN-ERKEK AYRIMSIZ HERKESE SİYASET!..
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin yardımcısıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çağırırlar.”
Allah ve Resulü Hz. Muhammed (sas) bizim yolumuzu aydınlatacak, bizi içinde bulunduğumuz zilletten kurtaracak, dünya ve ahiret mutluluğumuzu sağlayacak yolu gösteriyor. Beldemizde, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada barışı tesisi etmemize kılavuzluk yapacak anahtarları veriyor. İşte üzerinde çalışarak dersler çıkarmamız gereken uyarılardan sadece bir kaçı:
“Fitneden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allah’ın oluncaya kadar cihad ediniz.” (Bakara, 193)
“Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir” (Nisa, 58)
“Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin tâ kendisidir.” (Âli İmran 104)
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin yardımcısıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çağırırlar.” (Tevbe, 71)
Şu sözler de ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed’den (sas):
“Ey İnsanlar! Emaneti sahibine veriniz, ehline vermezseniz, kıyameti bekleyiniz.” (Hz. Muhammed (sas) Veda hutbesi)
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” “En büyük cihad zalim sultan karşısında hakkı söylemektir.” “Sizden herhangi biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirsin. Eğer buna güç yetiremezse diliyle değiştirsin. Buna da güç yetiremezse kalbiyle (buğz etsin). Buğz ise imanın en zayıf mertebesidir.” “Ben Rahmet Peygamberiyim, ama aynı zamanda ben cihad Peygamberiyim”
İşte bu anlamıyla cihad, bazı alimlere göre namaz, oruç, hac, zekat gibi İslam’ın önemli değerlerinden biridir. Ve İslam Alimlerine göre iş başına iyi bir yönetimi getirinceye kadar çalışmak tüm Müslümanlar üzerine farz-ı ayındır…
Eğer insanlar siyaset görevlerini doğru dürüst yapmazsa beldemizde, ülkemizde ve dünyada fesatçılar, bozguncular, egolarını tatmin ve şirk peşinde koşanlar gemi azıya alırlar…
 
SİYASET İNSANI HEM DÜNYADA HEM AHİRETTE MUTLU EDER
Hz. Peygamber; “Din bir binadır, devlet onun bekçisidir. Devlet görevini yapmazsa bina harap olur.” buyuruyor. Bu söz üzerinde her insanın ciddi ciddi durması gerekir…
Siyaset, işleri sevk ve idare etmek, emir vermek, yasa çıkarmak, yasa koymak, ıslah ve terbiye etmek manalarına gelir. Siyaset insanları ve ülkeyi hakka, hukuka ve adalete uygun olarak iyi ve güzel yönetme ilim ve sanatıdır. Gelmiş geçmiş en büyük siyasetçi Hz. Peygamber’dir.
Bu bahsettiğimiz siyaset rahmani siyasettir. Ve bu Peygamberlerin, velilerin, kurtuluşa erenlerin siyasetidir. Bu anlamda siyaset, siyaset adamının ve insanların hem dışına, hem de içine nüfuz eder ona yanlış şeyler yaptırmaz, insanın hem dünya mutluluğunu sağlar, hem de kıyamet gününde yüzünü güldürecek âhiret kurtuluşunu sağlar... İnsan, özellikle de siyasetçi şunu bilmeli: Zerre kadar hayrın ve zerre kadar şerrin hesabı var!.. Buna inanan insan ticaretinde, siyasetinde, toplumsal ilişkilerinde menfaatçi, üçkâğıtçı, yalancı, madrabaz olabilir mi?
“Siyaset şeytan işidir” safsatasına gelince “Dinde siyaset, siyasette din yoktur” sözünün Hollandalı Her Gerung’a ait olduğu söylenir. Bu sözleri Müslümanlardan duymak cahillik değilse eğer İslam düşmanlarının ağına düşmektir. Veya iyi niyetle dersek, bunu politika için kendi çıkar ve menfaatleri için kullanıyorlar diyebiliriz(!?) Çünkü politika iki yüzlülüktür diğer bir deyimle insan kandırma sanatıdır(!?)… Bunu yapan insan da Müslüman (nasıl Müslümansa!?) dahi olsa Kur’an’ın “İnandım de sonra da dosdoğru ol!” emrine muhalefettir…
 
SİYASET ŞEYTAN İŞİ OLSA HZ. PEYGAMBER DEVLET BAŞKANI SEÇİLİR MİYDİ?
Hiç siyaset şeytan işi olsa idi Hz. Peygamber Medine’ye gelince Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer topluluklar tarafından devlet başkanı seçilir miydi? Hz. Peygamber bu fiili sünnetiyle insanlara örnek olur muydu?
Hz. Peygamber Medine'de 1500 Müslüman arasında ‘ahdi kardeşlik münasebeti’ oluşturduktan sonra yaptığı en önemli iş Yahudi, Hıristiyan ve müşrik 11.500 kişiyle önemli bir işe girişti: Medine’deki otorite boşluğunu gidermek, başıbozukluğu, anarşiyi bitirmek, kabilecilik savaşlarına son vermek ve Medine’de sınırları belirlenmiş dış tehditlere karşı savunulacak bir vatan, yetkileri, sorumlulukları belirlenmiş bir vatandaş topluluğu(camia) ve otorite (devlet ve devlet başkanlığı) oluşturmak…
Böylece Hz. Peygamber, Medine’de, birbirleriyle kavgalı nizalı, değişik din, inanç, ırk ve kabilelerden insanları uzlaştırarak, anlaştırarak insanlığa örnek oluyordu.
Hz. Peygamber Medine’ye Hicret edince 622 yılında hem dini hem de siyasi otoriteyi kendisinde toplamış ve Medinelilerin birbirine karşı davranışları ile Medine’yi iç ve dış tehdit ve tehlikelere karşı nasıl koruyacaklarına dair bir sözleşmeyi (Medine Anayasası) bu topluluklarla birlikte imzalamıştı... Bu 52 maddelik vesikaya Muhammed Hamidullah, ‘yeryüzündeki ilk yazılı anayasa’ demektedir… (‘Yeryüzünde ilk yazılı anayasa’, Hikmet Sofu, Bayrak: 1252)
 
SAMİMİ SİYASETÇİ DEVLET ÇARKINI ANINDA DÜZELTİR
Bahaneye gerek yok. Lafa, boş lakırdıya milletin karnı tok!.. Tarihe 2. Ömer olarak adını altın harflerle hakkıyla nakşeden Ömer bin Abdülaziz, 3 sene gibi çok kısa bir zamanda Muaviye ile başlayan Emevi diktatörlerinin yaptıkları tüm yanlışlıkları büyük oranda düzletmiş, Fadek arazilerini aslına uygun kullanılır hale getirmiş… Haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin kökünü kazımış, fakirliği fukaralığı bitirmiş, ülke zekat verecek insan bulamayacak kadar zenginleşmiş, bolluk ve bereket bulmuştur…
 
AKİL İNSAN MI, ÇILDIRMIŞ İNSAN MI? ‘APO SERBEST BIRAKILSIN(!?)
İktidarı hep uyardık. Adını bile koyamadıkları, “Kürt meselesi mi desek, ne desek?” dedikleri meselenin adını Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali’nin ikazlarıyla ve teklifiyle ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ olarak düzelten iktidar maalesef bu projenin içini dolduramayınca doldurma işi iş bilmezlere kaldı. Evet ‘analar ağlamasın’ doğru ama! Ya uygulama nasıl olacak? Bu şehitlerimizin kemiklerini sızlatmaz mı? Allah’ın gazabına yol açmaz mı?.. AKP ve Sayın Erdoğan milleti ‘Başkanlık sistemi ve anayasa’ tartışmaları ile meşgul ederken atı çalan Üsküdar’ı geçmesin?! Kiralık katil apo ve avanesi pkk emperyalistlerin elinde Türkiye ve İslam dünyasının göbeğinde bir çıban başı olmasın!? Türkiye ve Ortadoğu bu ateşte yanmasın!?
İşte Sayın Başbakan’ın akil insanlarından bir kaçının naneleri: Akil insanlardan Hilal Kaplan bir televizyon programında “Türk bayrağından Türk kelimesi kaldırılsın” diyebiliyor. Yine başka bir akil insan Baskın Oran, emperyalist uşak katil apo için, “Başbakan ağzını düzeltsin, apo’ya terörist demesin!” diyor. Akil İnsanlar Güneydoğu heyetinin başkanı Yılmaz Ensaroğlu: “… Geçmişe takılırsanız da bu kez yol alamazsınız. Biz bu dengeyi oluşturmak istiyoruz. Burada taleplerde çok yoğun biçimde Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması, koşullarının iyileştirilmesi öne çıktı." diyor.
Akil insan Celalettin Can: ”Toplumsal bir meşruluk diye bir şey var. Her şeyi devletle başlayıp devletle bitirmeyin. Devlet gidicidir. Tarihsel bir kategoridir. Tarihin bir döneminde ortaya çıkmıştır. Belki başka bir döneminde olmayacaktır. Devleti bu kadar abartmayın.”
Gelelim Can Paker’e. Soros vakfının Türkiye temsilcisi, Doğu Anadolu Akil İnsanlar Heyeti Başkanı Can Paker Hakkari'de, "Öcalan’ın özgürlüğünü istiyorsunuz. Benim şahsi fikrim, tabii ki özgür olma konusudur. Keşke bu olsa. Keşke böyle bir barış sürecini başlatan kişi, özgür bir ortamda bunu devam ettirebilse. Ama siyaset böyle bir şey değil biliyorsunuz. Bu konuda da sabırlı olmanızı bir kardeşiniz olarak tavsiye ediyorum."
Ege Bölgesi Akil insanlar heyeti başkanı Tarhan Erdem: “Artık Öcalan’ın Meclis’te olmasına alışmalıyız. Benim gibi çok sayıda akil insan böyle düşünüyor.”
Mehmet Metiner, “pkk bağımsız bir Kürdistan için silah kullanabilir” sözlerini ağzından kaçırıyor ve şöyle ekliyor: “Özerklik verilecek…”
Bu akil insanlar kimin adına, kimin ağzıyla konuşuyor acaba? Bu akil insanlar pkk’lı katilleri savunmak ve vimle temizlemek için mi görevdeler?
Peki amaç ne? Türk-Kürt kavgası mı? Kukla pkk devleti mi? Sonra da Ürdün’den Ermenistan’a Büyük İsrail Projesi -arz-ı mev’ud- mu? Ve Sayın Başbakan, iktidar ve devlet niçin bu apo-pkk komedisini seyrediyor, hatta yardım ediyor? Nasıl oldu da katil apo Başbakan Erdoğan’ın muhatabı oldu? (Hikmet Sofu: apo’nun Başbakan Erdoğan’a denk getirilmesi masalı, http://www.anamurbulten.com)
 
BAŞBAKAN ERDOĞAN EYALET SİSTEMİNİ BİLİYOR MU
Eyalet sistemini savunan ve bunun için Osmanlı İmparatorluğunu örnek gösteren Başbakan Erdoğan, 2000’li yıllarda neredeyse tükenme noktasına gelen pkk’nın bugün devlet(!?) haline gelme gücüne ulaşmasında hangi fonksiyonların rol oynadığını düşünür mü bilmiyoruz ama şu sözler zat-ı alilerine ait: “pkk ile görüşmedik. Görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir.”, “pkk ile biz görüşmedik, devlet görüştü.” “pkk ile görüşen arkadaşı ben gönderdim.” diyen Başbakan Erdoğan şu an apo ile anlaşma masasında… “apo yakalandığında biz iktidar olsaydık onu asardık” diyen; 40 bin insanımızın katili, etnik bölücü, emperyal uşak terörist katil apo’ya Başbakan Erdoğan tarafından apo’ya anlamlı bir jest: ‘12 kanallı 42 ekranlı LCD televizyon’ hediye… Bundan sonraki aşama millete “hazmettire, hazmettire süreç devam ediyor”… apo önce eve sonra TBMM’ye (!?) Allah korusun!..
Erdoğan’ın aksine AKP’nin ilk anayasa taslağı metninin hazırlayıcılarından Prof. Dr. Özbudun, Osmanlı devletindeki eyalet sisteminin Eflak ve Boğdan gibi birkaç yer hariç merkeze bağlı olduğu, Osmanlı devletinin merkezi sistemle yönetildiği, yöneticilerin merkezden atandığını söylüyor.
Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal da birlikte yayınladıkları deklarasyonda eyalet sisteminin Osmanlının başına ne büyük felaketler hazırladığını Sayın Erdoğan’ın bilmediğini şöyle dile getiriyorlar:
“Sayın Erdoğan Türkiye’nin ancak yedi deniz dört iklime yayılmış bir cihan devleti, milyonlarca kilometre karelik toprağı ve onlarca din ve milleti kapsayan cihan imparatorluğu safhasında oluşturduğu eyaletler, ocaklar gibi idari bölümleri hayata geçirdiğini ya bilmiyor, ya da bilmezden geliyor. Ve maalesef bu eyaletler sistemi, Osmanlı İmparatorluğunun pek çok eyaletinin de bir süre sonra İmparatorluğumuzdan kopmasını hızlandırdığını da bilmiyor. Mısır, Suriye, Orta Macaristan, Eflak, Boğdan, Kırım, Cezayir gibi eyaletlerin bizden trajik kopuşunu da bilmiyor. Sayın Erdoğan bu federasyon lafını nereden çıkarıyor? Siyasi Kürtçülüğün Ortadoğu’da bir konfederasyon istediği ve İsrail’in, bir Kürt devletinin İsrail politikaları ile örtüştüğünü açıkladığı bu kavşakta federasyon sistemine övgü düzmek hangi aklın eseri? Türkiye’ye federatif bir yönetim dikte ettirmeye çalışmak, milletin ve Türkiye’nin birliğini ateşe atmak demektir. Sayın Başbakan bu tür milletin varlık, birlik kardeşlik ve geleceğini tehlikeye düşürecek söylemlerden ve eylemlerden vazgeçmelidir.”
 
MİTHAT PAŞA’NIN TAVİZLERİ BALKAN FACİASINA DAVETİYE ÇIKARDI
Başbakan Erdoğan’ın bu sevdasının Balkanlar’da baş gösteren komitacıları Türk bayrağına haç ekleyerek ayrılıkçılık davasından vazgeçireceğini zanneden ve bundan da adı gibi emin olduğunu söyleyen ama bu gafleti ve cehaleti ile komitacıları azdırarak cihan imparatorluğumuzun parçalanmasına, milyonlarca insanın katledilmesine ve bir Türk soykırımı yaşanmasına yol açan Mithat Paşa’nın işine dönmesinden endişe ederiz!? Allah korusun böyle bir facia yaşanırsa Türk Milleti’nin o dönemde gideceği Anadolu vardı. Şimdi nereye gidecek?
 
MİLLET BU KANDIRMACAYI YUTMAMALI!
“Kandil’deki pkk lideri Murat Karayılan’ın açıklamalarına değinen DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “pkk değişti”, “Üniter yapı içinde çözüme inanıyor” dedi ve Kürt sorununun çözümü için ‘Kosova Modeli’ öneriyor.
Aslını söylemek gerekirse istenen ne Kürt hakları ne de Kürt halkları, istenen BİP (Büyük İsrail Projesi’ne yol veren bir kukla pkk devleti (Bu masal için bakınız: 'Açılım' Binbir Gece Masalına Dönüştü Bu İşe AKP'liler Bile Şaştı’, Hikmet Sofu, Bayrak 1251, 11.12.2009, www.bayrakdergisi.com/bayrak-1251)
 
TAŞLARI BAĞLAMIŞLAR İTLERİ SALMIŞLAR
Taşların bağlanıp, itlerin salındığı Türkiye’de vatandaş eline Türk bayrağı alıp, Türk’üm demekten alıkonurken; kukla etnik bölücü terör örgütü pkk Doğu ve Güneydoğu illerimizde kuvvet toplama ve vatandaşlarımız üzerinde baskı kurarak hakimiyet kurma işine hemen girişmiş durumda. Bu arada pkk liderlerinden Murat Karayılan Kandil’de yaptığı açıklamada 8 Mayıs’ta başlayacak olan pkk’nın çekilme sürecinin üç aşama gerçekleşeceğini söyleyebiliyor.
“Uygulanmakta olan ateşkes ve gerilla güçlerimizin başarılı bir biçimde geri çekilmesiyle birlikte birinci aşama sona erecek ve ikinci aşama başlamış olacaktır.”
Karayılan ikinci aşamayı, sorunun kalıcı çözümü için, Türk devleti ve hükümetinin yükümlülüklerini yerine getireceği aşama olarak belirtiyor. Bu aşamada anayasada reform yapılması, koruculuk sistemi ve özel kuvvetlerin vb. güçlerin bir kenara çekilmesi ya da bunları sivilleştirmesi. Kürt halkının özgürlüklerinin garanti altına alınması, aynı şekilde Türkiye’de yaşayan diğer halkların da, yaşayan farklı etnik ve dini kimliklere özgürlük tanınması,
Üçüncü aşama ise ‘normalleşme süreci’ veya ‘özgürlükler süreci’. “Apo dahil tüm pkk ve kck’lıların özgürleşeceği” Kürt ve Türk toplulukların birbirini affedeceği süreç.
Karayılan ancak bu 3 süreç sonrası silahları bırakacaklarını söylüyor…
 
KIŞINAK: ‘ÖCALAN’I ÖZGÜR İSTİYORSAK, MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ’
BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, Nusaybin’de Bahar Şenlikleri’nde konuşurken Kürtçe ‘Yaşasın başkan Apo’ sloganı atılması üzerine Kışanak, “Bu sloganı yılarca alanlarda bıkmadan, usanmadan atınız. Kurtuluş sürecinin startını 21 Mart’ta nevruzda verdik. Bu mücadeleyi bugüne kadar getirdik. Kürt halk önderiyle, devlet müzakerelere başladı. Şimdi sıra bizde. Öyle görkemli serhildanlar (başkaldırı) yapmalıyız ki, sayın(!?) Öcalan’ın eli güçlensin. Öyle direnişler sergilemeliyiz ki, anayasada Kürt halkının kimliği kabul edilsin. Anadilimizi, hakkımızı, hukukumuzu anayasaya yazdırma zamanıdır. Direnmeden hiçbir şey kazanılmıyor. Kürt halkı önderini, sayın(!?) Öcalan’ı aramızda, özgür istiyorsak, mücadeleyi daha yükseltmeliyiz. Bunu yaparsak bu süreç sayın(!?) Öcalan ve Kürt halkının özgürleşeceği bir süreç olacaktır.”
 
AÇILIM MASALI NEREYE GİDİYOR?
‘SİLAH BIRAKAN EVE GİTMEYECEK, KANDİL’DE SİYASET EĞİTİMİ ALACAK’
pkk’lıların ne yapacağını BDP’li Sırrı Süreyya Önder, TBMM’deki 23 Nisan resepsiyonunda Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin imkanlarını kullanarak açıklıyor: “PKK demokratik siyaset için pratik eğitimi yapıyor. Kimse evine gitmeyecek, herkes Kandil’e gidip bu eğitimi alacak. İkinci aşamada Meclis’in el koyacağı devreye girilecek. Ülkede topyekun bir demokratikleşme hamlesi başlatılacak.” diye konuştu.
 
TBMM EGEMENLİK HAKLARINDAN TAVİZ VEREMEZ, VERMEMELİ!..
Fikret Bila, Milliyet’teki köşesinde 23.4.2013’te pkk’nın asıl hedefini dile getiriyor: “TBMM’nin temsil ettiği ulusal egemenliği paylaşma talepleri var. PKK, TBMM ile egemenliği bölüşmeyi müzakere etmek istiyor. BDP’nin yeni anayasa teklifi, yasama yetkisinin TBMM ile bölge meclisleri, yürütme yetkisini de Başbakan ve hükümet ile bölge başkanları arasında paylaştırılmasını talep ediyor.”
 
SÜREÇ NEREYE GİDECEK BİLEN VAR MI?
Ege Bölgesi Akil insanlar heyeti başkanı Tarhan Erdem’in itirafı her şeyi anlatmaya yetiyor hatta artıyor bile: “Bize süreci soruyorlar, vallahi biz de bilmiyoruz”…
Akil İnsanlar Marmara Grubu heyetinden Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Akil heyetine Bursa’da gösterilen tepkinin kendisine haksızlık olduğunu, süreç hakkında kendilerinin de vatandaş kadar bilgi sahibi olduğunu ileri sürerek şöyle diyor: "Vatandaş diyor ki; ne verdinizde bunlar böyle silah bırakıp gidiyor? Bunu biz onlara soracağız, ben de Müslümanım, Allah'tan korkarım, yalan yere yemin etmem. Vallahi, onlara verdikleri her hangi bir şeyi sizin bilmediğiniz, bizim bildiğimiz her hangi bir şeyi, bize bildirmediler. Böyle bir şey yok. Biz bilmiyoruz, biz de sizin kadar biliyoruz."
Yoksa AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın, Şehitkamil Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen ’Yeni Anayasa ve Sürecin Değerlendirilmesi’ konferansında dediği gibi akil insanlar da kendi akıl-fikir ve düşünceleri olmayan AKP’nin dümen suyunda birer insan mı. Tayyar, aynen şöyle diyor o konuşmasında: "İktidar partisi isterse parlamentoyu çalıştırır, isterse çalıştırmaz. Parlamentonun sade bir üyesi olarak, bir milletvekili olarak el kaldırıp indirmekten öte hiçbir misyonum yok."
 
VATANDAŞLARIMIZI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ
Sözün burasında Türk Milleti’ne bir Millet Partisi’nin çağrısını hatırlatmak vicdan borcu: Millet Partisi Türk Milleti’ni tarihi kutsal misyonunu yeniden hatırlamaya ve yüklenmeye çağırıyor. Oğuz’dan, Mete Han’dan, Saltuk Buğra Han’dan, Selçuk Bey’den, Selahaddin-i Eyyübi’den, Osman Gazi’den, Fatih’ten beri yüklendiği nizam-ı alem misyonu… ‘Türk’ün cihan hakimiyeti mefkuresi!’
Bu ıstırabı duyan insanlar, vatandaşlar doğrudan, haktan, hukuktan, adaletten yana olduğunu göstermeli. Ülkemizi bu hallere düşüren partilere artık rey vermemeli. Bu partilere rey verecek vatandaşlarımızı da ikaz etmeli. Tercihleriyle, oylarıyla, katkılarınızla milletin tarihi misyonuna sahip çıkmalı ve güç vermeli.
Burada bize ve size düşen görev aynen Halil İbrahim Peygamber’i yakacak ateşi söndürmek için ağzında bir damla su taşıyan karınca misali gibi, kuş misali gibi…
Hani kuş, karınca diyor ya, Ey beni sınamak için gönderen Allah’ım! Ben Nemrut’tan yana değilim, Senin yanındayım, İbrahim kulunun safındayım şahit ol ve kıyamet gününde beni zelil etme, cehennemden uzak kıl, Cennet’ine koy… Bu dünyada da bizi, ailemizi ve milletimizi koru…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.