Bir bayram arifesiydi! Uzun bir yolculuktan sonra nihayet doğduğu evin önünde aracını park etti.
Adam araçtan indi, yorgundu; ancak mutlu bir havası, etrafla barışık bir hali vardı. Hafif ama serin olmayan bir rüzgâr yüzünü yaladı. Derin vadiden, eve doğru çıkmakta olan karşı tepelerin gölgesinin eve ulaşmasına az kalmıştı. Bu eski evin sayvanında yaşlıca bir kadın belirdi. Sesleri duymuş olmalı idi. Adam;

''AnneAkşamın hayrolsun...''

''Sağ olasın oğlum hoş geldiniz. Akıbetimiz hayrolsun!''

''Hoş gördük Anne şükür kavuşturana...''

''Şükür kavuşturana ya oğlum '' dedi yaşlı kadın.

Araçtan çoluk çocuk indiler. Yorgundular. Gün batmak üzere idi. Herkes etrafa bakıyordu. 

Eski Ev batıya bakan yamaç bir arazide idi. Henüz iş makinesi kullanılmamış olduğundan çevre, yalnız insan gücünün yettiği kadar değişmiş, fazlaca doğallığı bozulmamıştı. Ancak sonbaharın kendine has güzelliği etrafa öyle oturmuştu kiçevre sanki itinayla tasarlanmış akvaryumu andırıyordu. Yüzlerce bitki örtüsü farklı renkleri içinde barındıran inanılması güç bir hoşluk sergiliyordu. Dökülmeye başlayan yapraklar sıcaktan yer yer çatlamış toprağı örtmeye çalışıyordu. 

Eski evin etrafında; erikler, şeftaliler, pelit ağaçlarına sarmış teveklerin sapsarı üzümleri, yeşil ile turuncunun kucaklaştığı portakal ağaçları, armut, zeytinler ve ceviz ağaçları, dallarına meyvesi ağır gelen sarı sulu ayvalar, sonbahar yağmurunun kabarttığı bembeyaz mersinleri ile murt ağaçları tablonun yakın planına düşen karelerdi. Şimdilerde yapraklarının çoğu sararmaya başlamış dut ağaçları, meyvelerinin göbeğinden bal sarısı sakızlar sızan incir ağaçları ile hele de bu mevsimde dalların zor taşıyanı nar ağaçları; gün batarken ayrı bir güzellik katmakta idi etrafa. Derin vadinin batıya bakan bu yamacından aşağıya bakınca; akşamın bu vaktinde; güneş ışınlarının çam ormanlarına vurduğu koyu yeşilin sıcakla buluşmuş yorgunluğu hafif bir sis halinde gözlenmekte idi.

Evden uzaklaştıkça hemen; yabanı dikenler, alıçlar, sandal, defne, sumak, sakızlakynarlar, hayıt, havaza, kesme, tesbi ile çalılıklardan; borcak, keven, karağan, sütleğen, sincan, böğürtlen, kargı, sazlık bitki örtüsü ile çevre ne kadar güzeldi. Tabi ki doğayı esas örten; kızıl çam ormanların tüm alanları sardığı bir yeryüzü cennetinden söz etmek mümkündü.

Adamın eşi Safinaz hanım;

''Köy evi burası evimize benzemez çocuklar... Dikkat edin çevreye alışana kadar kendinize zarar vermeden oynamalısınız.''

Balkonu, merdivenleri, pencereleri avlusu çevresi dahi çocuklar için korumasız kadın haklı idi. Ama buranında kendine göre şartlarının olduğunu kabullenmek gerekirdi. 

Yaşlı kadın gelinine;

''Bırak çocukları oynasınlar.''

''Yavrum şu çıtlık ağacını geçmenGayrak duvara çıkmayın yeter'' diye seslendi çocuklara.

Safinaz hanım;

''Haklısın anne ama bunlar alışkın değil,bayram günü bizi üzmesinler.''

Yaşlı kadın:

''Babaları gızdığımı bildiği halde eve zavraktan girer-çıkardı. Ellerine bir çomaç verirdim. Bayır bucak oynarlardı'' dedi.

Adam bagajdan valizleri çıkarırken;

''Bilmem ki anne'' dedi. ''O günlerde yapılan mı doğru, yoksa bugün yapılan mı? Korumacılıklı mı, serbestlik mi? Çocuklar için hangisi doğru?''

''Ne dedin oğlum gulağım eskidi de … '' dedi annesi.

"Çocuklar için hangisi doğru? Şimdi bakıyorum da bizi aslında Allah korumuş yoksa ... ''

Yaşlı kadın sözünü kesti;

''Oğlum siz abartıyorsunuz. rakın çocukların peşini oynasınlar. Dağı bayırı tanıyıp alışsınlar. Dünkü yapılanda doğru bu gün yapılanda!..''''Hadi eve çıkalım.''

Merdivenleri otsu bitliler sarmıştı. Adam merdivene ayağını atarken anıları canlandı. Tam da şu basamaktı ayağının kaydığı ve gözünü merdivenin dibinde açtığı yer. Dün gibi aklımda diye düşündü içinden. Farkında olmadan durmuştu.

Karısı;

''Yürüsene Ahmet!'' dedi. ''Ellerim dolu geçemiyorum.''

Ahmet hızlandı. İki, üç basamak sonra genişçe bir balkona ulaştılar.

Yaşlı kadın;

''Siz çardakta dinlenin, ocağa odun atsam iyi olacak, ben ataşı harlayıverendedi.

Adam etrafa bakıyordu karısının sesi ile irkildi.

''Ahmet benim annemi aramam lazım. Geldiğimizi bizimkilere söylemeliyim''

Ahmet;

''Tabi tabi, lütfen benden de selam söyle merak etmesinler çok şükür geldik''

Yaşlı kadın telefondakilerin kim olduğunu anlamıştı.

"Horantalara benden de selam söyle  gızım" deyiverdi.

Safinaz hanım;

''Anlamadım Anne!..''

''Selam söyle diyorum gızım''

''Tamam ''dedi gelini ama yinede bir şey anlamadı.

Ahmet güldü. Karısı tuhaf bir bakış fırlattı adama.

''Ne var bunda gülecek anlamadım!..'' dedi.

Ahmet;

''Sana gülmedim'' dedi.

Bu normal bir durum mu? Kendi kendine mırıldandı.Kuşak farkı! Şu işe bak! Aslında buralara yabancı olmayan karım ile annem nasıl da zorlanıyorlar birbirini anlamakta. ''Change''dedi. Değişim bu olmalı!.

Yaşlı kadın;

''Oğlum ataş da harlanmışken bazlama yapsam, bükme açsam! Yer misiniz?" dedi. "Eskiden çok severdin de!

Ahmet;

''Sorulur mu anne ...! ne kadar özledik bir bilsen.''

''Eyi o vakit '' dedi anası.

O sırada Ayşe ile Alievin hemen dibinde, merdivene yakın yerdeki silindir şeklinde taştan biri büyük dikine, diğeri yatay duran, iki ağır nesneyi incelemeye başlamışlardı bile.

Şimdilerde etrafında otlar bitmiş hatta sararmış, yatay duran silindirin her iki yanında da zorlukla oyulmuş başparmak girecek büyüklükte iki delik vardı. Meraklı bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalışan çocuklardan biri ;

''Baba bu sinindir taşlar nedir?, ne işe yarar? ''diye,merakla seslendi. 

Babaları onları çardaktan görüyordu. Yanlarına geçti.

Bunu çocuklara nasıl anlatmalı diye düşündü. İnceler gibi yaptı. Sonra evlerinin damına bir göz attı. Anıları peşini bırakmıyordu. Yağmurlu bir gündü damdaki yuvağı babası ile birlikte çekmişlerdi. Babası toprak damda ''Aman yavaş, aşağı gaçırmayalım" "Kontrolden çıkıverir de aşağı düşer. Bir daha çıkaramayız oğlum!..''dediydi o vakitler.

"Bu sonbaharda çocuklara anlat bakalım oğlum göreyim seni" diye mırıldandı.

Ayşe;

''Anlamadım! Ne dedin baba? ''

Baba bir daha baktı beton damın üstüne.

"Çocuklar; bunun adına yuvak diyoruz. Köyümüzde beton kullanılmaya başlamadan evvel evin üstü toprakla örtülürdü. Toprak; mevsim değiştikçe ıslanıp kurudukça ya da başkaca nedenlerle zamanla çatlar. Yağmur mevsimi gelip rahmet başlayınca toprak damın çatlaklarından su sızmasın diye gördüğünüz bu taş yuvağı yuvarlayarak damın üstündeki toprak sıkıştırılırdı.''

''Anladım baba. Fakat 'rahmet dedin', 'dam dedin' nedir anlamadım.''

'' Rahmet yağmur anlamında, dam da ev, anlaşıldı mı?''

''Tamam baba'' anlamında başını sallarken Ali;

''Ya bu'' diyerek dik duran üstü irice bir tası/kabı andıran çukur silindirik büyük taşı gösterdi çocuk.

''Ona dibek diyoruz çocuklar. Taştan veya ağaçtan yapılmış örnekleri vardır bölgemizde.  Farklı büyüklükte çeşitleri olan bir tür havandır. Şu duvarda asılı duran ağaçtan yapılmış eğri alet var ya...  ona da solgu diyoruz, dövme işini yapan tokmak;  dibek ve solgu bu bölgede daha çok ; mısır, buğday, biber gibi ürünlerin dövülmesini parçalanmasını sağlayan ikilidir.Halen de kullanılmaktadır.

''Tamam, baba sağ ol.''

''Güzel... Sorular bitti ise ben gittim''

Adam tekrar evin çardağına çıktı. Etrafa yeniden hayranlıkla bakarken derin derin havayı birazda mahzun, soludu, içine çekti. Bu kısa aralıkta bir film şeridi gibi geçti zihninden çocukluğunda yaşadıkları...

Batan güneşin kızıllığına gözlerini sabitlerken, sanki açlığını gidermek ister gibi yeniden derin derinsoluklandı. Kendi kendine; "Allah'ım" dedi; "şu zengin toprakların bu fakir bekçileri olmaktan bizi ne zaman azat edeceksin?"  İçinden başka bir ses; "Aklını kullandığında..."

İşte böyle dostlar;

Anamur'da yaşayıp bu güzelliklerin farkında olanlarolmayanlar ya da Anamur'un dışında olup özlem duyanlarkim bilir belki bu sizin köyden birinin, gün batarken yarım saatlik hikâyesidirFarkında mısınız? Sahip çıkalım! hadi hep birlikte ...

Hoşça kalın. Sevgiyle kalın. 01.04.2016 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.