Ahmet Bey, uzun öğretmenlik, idarecilik ve Üniversite çalışma deneyiminden sonra memlekete dönmüş köyüne yerleşmişti. Deyim yerindeyse aktif çalışmıyordu ama yine de bahçesinde üretime bir katkısının olduğu açıktı. Hayata, tarihe, mitolojiye, eğitime, sanata ve müziğe dair sözü olduğunu düşünüyor, dostlarıyla da ara sıra paylaşıyordu.

Yaşı, inancı ve hayata bakışı itibariyle olgun, dürüst, saygılı, babacan bir kişiliğe sahipti. Eskisi gibi cevval davranmıyor, karşıdakini incitmekten kaçınır, daha çok dinlemeyi yeğler olmuştu. Sakin, düzenli ve demlenmiş bir hayat sürdürdüğü söylenebilirdi.

Çoğu zaman yaptığı gibi sabah erkenden uyanmıştı. Gençliğinde olduğu gibi saatlerce uyuyamıyordu ki zaten. Şafakla birlikte ibadetini yaptı, kısa bir atıştırmadan sonra evden çıktı. Aracına bindi ve bahçesine gitti. Ağaçlarıyla biraz sohbet etti. Gönüllerini aldı. Onların diplerini kazdı suyunu verdi. Ayrık otlarına bile ‘kusura bakmayın sizleri de seviyorum ama bahçemin bir düzeni var; sizleri, ekip dikmediğim kıyı-köşede görmek istiyorum’ dedi. Hatta onlara ‘hakkınızı helal edin’ diye de mırıldandı. Sulanması gereken bitkilerin suyunu verdi, bakımını yaptı.

Vakit kuşluk olunca bahçeden ayrılacaktı ki aklına eve meyve götürmek geldi; bahçenin hemen çıkış kapsına yakın bir erik ağacı vardı. Merdiven yardımıyla kırmızının farklı tonlarında güzel, sulu erikten bolca topladı. Aslında evinde o kadar erik yiyecek kimsesi yoktu. Elbet birileri karşıma çıkar pay ederim dedi. Yola düştü.

Bahçenin tali yolundan esas yola çıkarken bir sincap yolu kesmiş gibi karşısına çıktıysa da bu ancak birkaç saniye sürdü, gözden kayboldu. Köydeki evi ile bahçe arası yaklaşık 30 dakikaydı. Bu yolda Ahmet Bey, genelde dört dakikalık sekiz müzik eseri dinlese yol bitiyordu. Ancak Ahmet Bey, böyle teknik bir hesap yapmasa da çoğunlukla yolda müzik dinleyerek gidip geliyordu. Mevsim yaza giriyor, sıcaklar başlamış diye aklından geçirdi. Aracının klimasını çalıştırdı. Araç içi müzik çalarının düğmesine dokundu.

Aracın içinde, Mehmet ÖZBEK’ in sesinden o Kerkük Divanı yankılandı.

“… Öpsem öldürürler, öpmesem ben öllirem ”

“Bu nasıl zulüm işti hiç bilmem hara gedim. …”

Kendi kendine; ikisinde de sonuç aynı normal yoldan bir çözüm yokmu be kardeşim diye mırıldandı. Yol boyu dağ tepe olduğundan dakika geçmedi önünde bir aracın yolunun üstünde durduğunu, etrafında insanların olduğunu gördü. Ani bir kararla yanlarında durdu. Araçtan inerken onlara bakıyor, kim olduklarını anlamaya çalışıyordu. Orta yaşlı ama dinç görünen bir adam başta olmak üzere üç delikanlı kız-kızan da ona, döndüler; ve yüz yüzeydiler.

Ahmet Bey, selam vererek ‘hayırdır’? Dedi.

Yaşlı adam biraz sıkıntılı cevap verdi. ‘Sol arka lastik kaçırıyor böyle devam edemeyiz, üstelik stepne de (yedek) lastikçide’ dedi.

Ahmet Bey, ‘dert etmeyin hallederiz’ dedi.

Yaşlı adam şaşkınlıkla ‘nasıl !?’ dedi.

Ahmet Bey, ‘burası dağ başı mı, bulunur bir hal çaresi’ derken samimi ve rahattı.

Adam gülümseyerek ‘iyide burası da sanayi değil’ dedi.

Ahmet Bey, bir adama bir geçlere baktı şöyle bir süzdü, ortamı tarttı. Biraz rahatlamış görünseler de sıkıntılı oldukları hallerinden belliydi.

Ahmet Bey, Orta yaşlı adama döndü ‘bu aracın lastik ebatları nedir diye’ sordu.

Yaşlı adam ‘195/65’ olmalı dedi.

Ahmet Bey, ‘tamam işte; size hallederiz demiştim’ dedi.

Gençlerden biri söze karıştı. ‘bize yardım mı edeceksiniz!?

Ahmet Bey, ‘sen gelsen şöyle bagaja, iyi olacak’ dedi. Kendi aracının bagajından yedek lastiği çıkarmaya çalışıyordu. Genç adam ani gelen bu emir cümlesiyle biraz şaşkın vaziyette bizimkine yaklaştı. Gayri ihtiyarı biraz geri çekilir gibi oldu. Rahat değildi.

Ahmet Bey, gürledi. ‘Öyle eğreti durma, sıkı tut şunu, adın ne senin ’ dedi.

Genç adam ‘Çağrı’ dedi.

Etrafta onları gözleyen diğer iki geç de yaklaştılar. Bu ani kaynaşma biraz tuhaf olsa da esasen zorunlu gibi görünüyordu ve kabul de gördü.

Gurubun en genç üyesi kız ‘hadi bakalım atıp tutuyordun göster mühendisliğini’ dedi.

Çağrı, ‘sorun yok bıcır, Sen bu işe karışmasan iyi olur’ dedi.

Ahmet Bey, ‘neden karışmayacakmış hanım kız, araç kullanmıyor mu? ya da ilerde kullanmayacak mı’ dedi. Orta yaşlı adam söze karıştı ‘Korkut oğlum, didişmeyi bırakında bizim bagajı da açalım’ dedi. ‘Beyefendiye teşekkür ederiz ziyadesiyle memnun etti bizi; belli ki buralardan biri ayrıca önce bir tanışalım’ dedi.

O ana kadar hiç söz almayan diğer genç adam söze karıştı. ‘haklısın baba… Kimdir bu anın kahramanı tanımalıyız’ dedi. ‘Bey amca, adım Yavuzalp, üniversite öğrencisiyim. Aslımız Gökçesu Köyündenmiş babam öğle söylüyor’ derken babasına bakıp gülümsedi. ‘teşekkür ederiz’ dedi.

Ahmet Bey, ikinci cümlede bir kinaye olduğunu sezdi ama üzerine varmadı.

Yaşlı adam ‘adım Veysel AKTOLGALI üniversitede hocayım’ dedi. Buraları çocuklara göstermek istedim. Ama gördüğünüz gibi pekte kolay olmuyor.

Sıra kızdaydı ‘adım Asya’ dedi. ‘ Lise 12. sınıfta okuyorum. Size çok teşekkür ederiz bu dağ başında bize yardım ettiniz. Bu enteresan bir karşılaşma, biz yolda kaldık, hiç ara vermeden siz geldiniz. Sanki roman ya da film kahramanı gibi; bunu bir kitaptan okusaydım, yazar abartmış derim de, gerçek’ dedi. Ahmet beyin elini öptü.

Bu arada Çağrı her iki bagajdaki alet-edevatı çıkarmış krikoyu araçlarına yerleştirmişti bile.

‘Benim adım da Ahmet GÖKCESULU dedi. ‘Köyüme, toprağıma geri döndüm, emekliyim. Köye yakın bahçem var, oradan dönüyordum’ dedi.

Bu arada Ahmet beyin aracından halk müziğinin seçkin örnekleri, deyim yerindeyse dökülüyordu.

Bir ay doğar ilk akşamdan geceden neydem neydem geceden

Şavkı vurur pencereden bacadan Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben …”

https://www.youtube.com/watch?v=yXfKUq3Z5_U

Veysel Bey, biraz hüzünlü, biraz mahzun, Ahmet beye doğru döndü; kimlerdensiniz?

Ahmet Bey, ‘babamlar yetmişlerde terk etmiş buraları’ dedi. Irgat Ali derlermiş, ben zor hatırlıyorum o yılları burada büyümedim.

Veysel Bey, ben de öyle ama yine de görmek istiyor insan. ‘Çağrı’ bitti mi diye seslendi.

Çağrı ‘Tamam babaa… az kaldı’ dedi.

Ahmet Bey, kendi arabasına yöneldi. Bagajdan bir sepet çıkardı. İçi beyaz bir bezle kaplı ve topladığı eriklerle doluydu. Yine arabasının bagajından portatif masasını çıkarıp açtı. Oldukları yer düz değildi kurmakta biraz zorlandı. Allahtan tepenin gölgesinde ve henüz güneş basmamıştı. Bagajdan 5 litrelik bir de su bidonu ve genişçe bir kap çıkardı. Erikleri yıkadı. ‘Size erik ikram etmek istiyorum buyurun’ dedi.

Bu arada ‘Lastik işi tamam’ dedi Çağrı.

Portatif masanın başında toplandılar kırmızı güzel eriklerden herkes beğendiği erikleri öncelikle aldı-tüketti. Bir zaman sonra daha az kırmızı ve daha az güzel erikler kalmıştı kapta.

Ahmet Bey, ‘sevgili gençler belli ki sizler henüz eğitim görmektesiniz. Tabirimi yanlış anlamayın ama sizin fakültelerinizde gördüğünüz eğitim sizi bu erikler gibi olgunlaştırmakta ve piyasaya arz kendi ürünleri gibi sürecekler. Piyasadakiler de öncelikle en iyilerini alıp-tüketmek isteyecekler. Yani demem o ki en güzel ve yetkin olanı, yani işlerine lazım olanı tercih edecek tüketiciler. Bu nedenle çok çalışmalısınız. Diğer eriklerden daha kırmızı, daha iri gösterişli yani diğer mezunlardan daha yetkin, daha becerikli ve pazarda geçerli donanımlara sertifikalara sahip olmalısınız’ dedi.

Gençler koptular vay arkadaş iş buraya nasıl geldi der gibi Ahmet beye baka kaldılar. Ama sonuç pek bir çarpıcıydı.

Veysel Bey ‘büyük ders oldu. İiyi ki bu lastik patladı, sizinle karşılaştık, sizi tanıdığıma ne kadar memnun olduğumu anlatamam’ dedi. ‘Ben çocuklarıma bu kişisel farkın önemini bir türlü anlatamıyordum. Bu bir kap erik hikâyesi, bir çuval kitaptan daha ders verici oldu’ dedi.

Asya, hiç yorum yapmadı ama içinden, şu kararlarımı babamla bir daha gözden geçirmeliyim diye aklından geçirdi. Yavuzalp’in de etkilendiği belliydi. Çağrı, açık açık ben babamın rehberliğine güveniyorum’ dedi.

Veysel Bey, gülümsedi.

Ahmet Bey, sizi bizim fakültenin bölüm başkanlığında da dinlesek mi ne’ dedi.

Ahmet Bey, ‘bizimkisi uygulamalı hocam’ dedi siz onları buraya getirin’. Gülüştüler. Karşılıklı telefonlar alındı. Gökçesu Köyü’ de buluşmak üzere arabalara binildi.

Yavuzalp, Ahmet beye döndü ‘amca ben sizin araçla gelsem olur mu’ dedi.

Ahmet Bey ‘Memnuniyetle; tabiî ki güçlü dostluklar yolculukla başlar, gel delikanlı, birlikte gidelim.

Hoşça kalın sevgiyle kalın 24.06.2019

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.