Memleket sevdamız Anamur’da başlar. Anamur’un; ulaşılabilir, yaşam kalitesi yüksek, daha mutlu insanların kenti olması, bizim kuşak için çok önemlidir. Çünkü doğal haliyle daha bakir olsa da çocukluğumuzda ulaşım, eğitim ve sağlık ulaşılması güç, yetersiz ve oldukça pahalı idi. Yani düne ait hatıralarımız hiçte hoş değil.

Şimdi yazacaklarım elbette bir yol hikâyesi, fakat bunun Anamur’u sevdalıları için de bir anlamı, önemi var. Amacım, bazı şeyleri görünür kılmak, çevremizin duyarlılığını arttırmaktır. Daha güzel ve daha yaşanabilir bir çevre inşası için bu manada tarihe not düşmektir.

Bilmem Ankara’dan Anamur’a otobüsle seyahat ediyor musunuz? Yakın zamanda farklı firmaların iki kez Ankara-Anamur arasında seyahat ettim. Bu seyahatlerden sonra yazmaya karar verdim.

Bu yılın Temmuz ayı sonlarıydı. Hafta arası güzel bir gündü; yer altı treniyle (metro) Ankara Otobüs Terminaline ulaştım. Saat 07.45 civarı; sabahın bu saatinde gelenler, gidenler, koşturanlar çok hızlı, renkli, tatlı bir telaş gözleniyor. Bindirme peronlarında üstünde, 2+1 yazan otobüsümüz yolcularını almak için bekliyor. Saat 08.00’e geliyorken bagajımı teslim etmek için yaklaştım. “Nereye” diye sordu genç bir adam; lacivert pantolon, beyaz gömleği ve lacivert kravatı vardı. ‘’Anamur’a‘’ dedim. Otobüsün sol tarafını işaret etti. Bu yaz mevsiminde, seyahat güzergâhının iklimi de düşünülürse; otobüs mürettebatının neden beyaz gömlek lacivert kravat taktığı takıldı aklıma; bu bir eziyet derken, iş disiplini gereği olmalı diye düşünüp, bu düşünceyi aklımdan kovdum.

Önden ikinci sıradaki tek koltuğu satın almıştım. Yerleştim. Otobüs, Saat 08.00’i 1-2 dakika geçe hareket etti. 15-20 dakika geçmeden herkesin bildiği, yıllardır yapılan, ikram faslı başladı. Sanki ikram değil de adet yerini bulsun havasında bir tutum içinde bu fasıl hızlıca tamamlandı. Ayrıca otobüslerde ikram olayı başladığından beri, yapılan bu ikram faslına, sabah saat 09.00 olmadan çay neyse de, gazlı içecek dağıtımına pek bir anlam verememişimdir. Özellikle gençler ve çocuklar tüketiyor, bu hiç sağlıklı olmayan şeyi. Bu uygulamayı hep yadırgamışımdır. Bence kaldırılsa daha iyi ya da yeni bir ikram şekli gelişse mesela; Anamur için portakal ya da muz ya da çilek filan ikram edilse, körü körüne taklit, hem de kötü bir taklit diye düşündüm ama bunu kimselere de açamadım.

Her neyse Ankara’dan Anamur’a seyahat edenler bilir; Anamur’a ulaşmak için geçilen ilk yerleşim merkezi Konya-Kulu ’dur; 5 dakika mola verildi, sonrasında hareket ettik. Konya-Cihanbeyli Terminali’ne, yolcu olmadığı söylenince, girmedi otobüsümüz. Konya Terminali’ne ulaştığımızda yarım saat mola verildi. Konya’da yıllardır aynı uygulama… Her nedense indiğimiz peron aynı düzlemde olduğu halde, otobüs aynı perondan kalkmıyor, peron değiştirip, sanki otobüs ilk kez Konya’dan kalkıyormuş gibi, yolcusunu alıp, yola devam ediyor. Mola sona erince yine aynı uygulamayla, farklı perondan otobüse binerek hareket ettik. Yine klasik ikram yapıldı. Karaman Terminali’ne geldiğimizde yine 5 dakika mola veridi. Az kalsın otobüsü kaçırıyordum; “Abi 5 dakika demiştik” sözleriyle uyarıldım, Allah’tan pek kibarca söylenmişti. Yaz günü işimiz kolay, ya kış olsa; demesi ayıp üstündekileri çıkaracaksın malum işi yapacaksın. 5 dakikada giyindin, giyindin. Aksi halde kalırsın. Bu yolda çocuklu/engelli ailelerin halini hiç düşünemiyorum. Gerçekçi değil.

Her neyse Karaman’dan güneye doğru bir süre yol aldıktan sonra Amcam Çeşmesi’ni geçince Mersin sınırlarından giriyorsun; a… en sevdiğim. Torosların zirvesi Sertavul geçidindeyiz. Yani denizden 1650 metre yükseklikteyiz. Siz bir de Şubatta geçmelisiniz buralardan, yerler kar-buz cam olur yüreğin ağzında aşağı inmeye başlarsın. Ancak kısa süre sonra rahatlayacağını bilmek, içini ısıtır.

Aynı zamanda Mersin İl sınırı burası 1650 metre yükseklik tabelasından sonra Sertavul Yaylası’na varılacaktır; burası Mersin’e bağlı ilk yerleşim yeri; Karaman bölgesini, Akdeniz bölgesine bağlayan geçitte yer almaktadır. Tabi burada otobüsler durmuyor, bizim otobüs de durmadı. Ancak gerçekte durulması gereken, havası, suyu fevkalade güzel; buradan her geçişimde değerlendirilemeyen bir turizm potansiyelinin olduğunu düşünmüşümdür.

Mersin-Mut Terminaline giriyoruz. Yine bir sesli duyuru “5 dakika ihtiyaç molası” bazen de “kimse ayrılmasın kalkıyoruz” olabiliyor, yani alternatifli bir durum var. Sertavul’un turizm potansiyelinin neden değerlendirilemediğini anladınız umarım; Ankara’dan buyana kaç saattir Konya’yı saymaz isek hiç mola vermedik. Hâlbuki Mersin’e geçişin, seyrine doyamayacağımız en doğal şekliyle gözlenebileceği Sertavul yaylasında; eşsiz manzaralı bir büyük tesiste, yarım saatlik bir molanın keyfini düşünebiliyor musunuz? Buz gibi suyundan içip, yöre halkının el emeği ürünlerinden, en doğal yetişmiş meyvelerinden, etinden sütüne hele de yoğurduna, sebzelerinden meyvesine satın alıp, yörenin insanını nasiplendirdiğinizi düşünün, güzel olmaz mı? Ama henüz bunu göremiyoruz.

Tabelada 1650 metre yazdığından bu yana iklim değişmeye, coğrafyanın kırılganlığı çoktan artmaya başladı. Eskiden Mut’u geçip Kurt Suyu mevkiini geçince; Mersin-Gülnar’a çıkarken, şimdi Mersin-Silifke’ye iniyoruz. Göksu Nehri boyunca vadideyiz dostlar indikçe iniyoruz…; dağların tepesinden bakma imkânınız olsa, üstten Silifke’nin delta ovası eşsiz manzarası deniz gibi görünmektedir. Ama biz vadideyiz; Göksu nehrinin ovayla kucaklaştığı Silifke’ye yaklaşıyoruz. Havanın sıcaklığı bitki örtüsüne ziyadesiyle yansımış durumda, bunu çevreye bakınca anlıyorsunuz. Silifke Terminaline yakın bir kavşakta kırmızı ışıkta otobüs zorunlu olarak duruyor; ışıklı göstergede 55 saniye 54 saniye giderek azalıyorken, bir motosikletli de solumuzda duruyor. Otobüste yüksekte olduğumdan net görüyorum; önde nerde ise 45-50 yaşlarında bir kadın, güneşten yıpranmış saçları arkadan tek noktadan bağlı ve soluk giysileriyle duruyor. Belli ki güneşte uzun zamandır çalışıyor olmalı. Arkasında aynı yaşlarda bir de erkek var. Onlar da bizim gibi yeşil ışığın yanmasını bekliyorlar. Hararetli bir sohbet de var aralarında… Bir an; 1000 yıl önce bu topraklara ayak bastığımız günlerde erkeklerle yan yana, at sırtında, birlikte kılıç sallayan Türkmen kadınları geçti aklımdan. Tamam dedim bu motosikletteki kadın, O kadın. Her yerde erkek gibi çalışkan ve üretken; dün at üstünde bu gün motosiklette, ne farkı var!

Mersin-Silifke Terminali’nde yine aynı açıklama yapılmasın mı? Değerli yolcularımız “5 dakika ihtiyaç molası ayrılmayalım.”, olsun, itiraz yok, uyarız biz; buna öğrenilmiş çaresizlik deniyor. Silifke’den batı istikametine dönüyoruz. Daha yerleşim yerinden çıkmadan Taşucu beldesine ulaşıyorsunuz şimdilerde tabi mahalle olarak ifade ediliyor. Taşucu’nu geçerken içim sızladı. Neden mi? Yolun solunda eski bir fabrika kalıntısı var, metruk halde. Bir zamanlar burası kâğıt fabrikasıydı. Bir arkadaşımız da burada çalışıyordu. Odunun kâğıda dönüşümünü, onun sayesinde kısmen de olsa gezip-görmüş öğrenmiştim. Şimdi yok, neden bilmiyorum! Yolun solunda öyle mahzun koca bir alan metruk bir halde duruyor.

Her neyse şimdilerde tüm bölge insanının bitmesini beklediği Mersin-Antalya yolundayız. Yapılan kısımları güzel de, “de” si bir türlü bitmek bilmiyor. Değerli yetkililer; hani bir ege lehçesi var ya “bitiriverin gaaari” sıkıldık canlar. Bu ülkede iki vilayet arasında, büyük kamyon (tır) geçerken bu kadar zorlanıldığı başka yol kaldı mı?

Otobüsün kliması hangi seviyede çalışıyor bilmiyorum; ama belli ki hava dışarıda çok sıcak ve biz akşamüstü güneşe karşı gidiyoruz. Bu zorlu yolun ilk durağı Mersin-Aydıncık ilçesi. Otobüsten bir yolcu indi; açılan kapıdan içeri sıcak ve nemli bir hava dalgası girince üstümdeki giysilerin ve ayağımdaki çorapların fazla geldiğini hissettim. Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim; yol boyunca terminal şart değil, özellikle bu bölgelerde el kaldıranı alıyoruz, sahil boyunca tabii tatil yörelerinde de yolculardan indirdiğimiz de oluyor. Bol bol durup kalkıyoruz. Bozyazı’ya varmadan pek bir sıkıntılı yol var, ama nihayet Mersin-Bozyazı’dayız.

Bozyazı dediysem Anamur ile arası 16 kilometredir. Bu iki ilçenin zaten ayrısı gayrisin yok. Bu yöre halkı birbiri ile hep hısım akraba zaten. Bir de şu yolu yapılmış olsa, gönülde olmayan ayrılık fiziki olarak da ortadan kalkacak. Devletimizin yol denen zenginliğinden yöre halkı ne yazık ki henüz yeterince nasibini almış değil. Yöre insanı bunun farkında mı ben anlamış değilim. Bu mümbit topraklarda yetişen sebze ve meyveler büyük yerleşim merkezlerine o denli güçlükle ulaşmakta ki umarım bu hal uzun sürmez.

Bu yol hikâyesinde Anamur’u anlatırken, Bozyazı ile birlikte düşünmelisiniz. Hani olmaz ya oldu farz edin, merkezi idare, şöyle bir karar alsa; Mersin ile Antalya arası pek bir uzak (500 km). Hizmeti halkın ayağına götürmek için bu iki büyük kentimiz arasında bir vilayet ihdas ola deseler. Bu vilayetin merkezi; bana göre Anamur-Bozyazı ilçelerinin birleşmesinden oluşursa yerinde olur kanaatindeyim. Gördünüz hayalimin sınırı yok; ama olması da mümkün, olabilecek bir şey söylemiyor muyum dostlar.

Nihayet Mersin- Anamur’dayız. Otobüsün son durağı; Ülkemizde muzuyla anılan “Rüzgârlı Burun” yani Anadolu’nun güney ucu Anamur. Sera denen örtü altı tarımın yapıldığı, toprağın çok kıymetli olduğu bir yöredir burası. Büyük kentlerin dışında toprağın bu kadar pahalı olduğu bir başka ilçe var mıdır bilmiyorum!

Yaklaşık 10-11 saat süren yolculuk bitti. Hava, sıcak ve nemli. Ankara’dan sonra bu hava, saunaya girmiş gibi desem abartmış olur muyum bilmem. Her güzelin bir kusuru olurmuş, olsun. Beni karşılayan kardeşime sıcağınızı paylaşmaya geldiğimi söyleyince güldü. ‘’Al senin olsun; ama gelenlere ne kadar pay etsek de bizdeki yükü hiç azalmıyor’’ dedi.

Bu sıcaklardan kurtulmak için halkın bir kısmı, yaz aylarında sahilden yaylalara göçse de, şehirde turizm nedeniyle oldukça yoğunluk var. Yaz aylarında iş sahipleri ve çalışanların, yaklaşık iki üç ay işleri kolay değil. Ancak geri kalan 9 ay için her şey diğer kentlerden çok daha maliyetsiz, daha ucuz, daha doğal ve daha kolay elde edilebilir durumda.

Anamur’da yaşamıyorum. Bayramlarda tatillerde gelmeye çalışıyorum. Anamur eski bir yerleşim yeri olsa da şimdiki Anamur, pek eski bir yerleşim yeri değildir. Anamur’da, her şey neredeyse Cumhuriyetle başlamış gibidir. Yani bu kent her şeyini Cumhuriyete borçludur desek abartmış olmayız. Mesela Osmanlı dönemine ait bir tek tarihi eser yok. Hafızam beni yanıltmıyorsa atalarımıza ait iki eser var, biri Ak Cami diğeri Ala Köprü. Her ikisi de Selçuklu dönemine aittir. İnkâr etmeyelim Anamur, 1859 yılında, Osmanlı idari teşkilatında Bucak, 1869 yılında ise ilçe olmuştur. Ancak çivi bile çakılmamıştır. Yani kentin imar işi, bu kentte yaşayanlara düşmektedir. Şehri daha değerli hale getirecek olanlar, burada yaşayanlardır. Özellikle de; inşaat mühendisleri, mimarlar şehre yön veren seçilmiş yöneticiler, sivil toplum kuruluşları (STK) sözü dinlenen, kanaat önderleri; şehrin geleceğini şekillendirecek olanlardır. Bu iş uzun soluklu bir iştir. Yalnızca şu anki yöneticilerden söz etmiyorum. Herkesin çaba göstermesi emek harcaması gerekmektedir.

Bilmem farkında mıyız? Bu topraklar çok verimli ve Anamur, bir üretim üssüne dönüşmüş durumda. Hiç şüphe yok, bu durum güzel bir şey. Bölge ahalisi de çok çalışkan. Ancak yakın çevreyle rekabet edebilmek için bazı akıllıca kararlar almak, cazibeyi arttırmak gerekmektedir. Bunun için daha iyi yollar daha iyi okullar, daha iyi sağlık tesisleri, daha ucuz yaşam alanları, uzun vadeli sürdürülebilir bir ekosistem inşa etmek gerekmektedir. Allah doğal güzellikleri vermiş, bu güzelliği, yani çevremizi, toprağımızı, etrafımızı düzenlerken estetikten, sanattan uzaklaşmadan, aklımızı kullanmalı şehri güzelleştirecek, diğer çevre kentlerle rekabeti güçlendirecek kalıcı kararlar almalı, halkın nefes alabileceği mesire yerleri ve yaşam alanları planlanmalıdır. Bu iş topyekûn bir işbirliği gerektirmektedir. Seralar neredeyse kenti esir almış durumda bundan vazgeçmek mümkün görünmüyor. Ancak yapabileceklerimizde yok değil. Bir şeyi paylaşacağım; Anamur Şehir Mezarlığı’na bayram münasebetiyle giden olmuştur. Bende gittim; oradaki tertip düzen ve görüntü sizce güzel mi? Sonuçta bir kısmınız eninde sonunda orada olacak unutmayalım. Yine bu gidişimde köyüme, pardon doğduğum mahallenin mezarlığına da gittim. Tüm geçmişimize bu vesile ile rahmet olsun. Orada da mezarlığa uzanan 400 metrelik yola araçla ulaşmak sıkıntılıydı; buralara sahip çıkacak olanlar, buralara defnedilecek olanlardır.

Ayrıca şehir içinde ilginç bir gözlemim daha oldu. Yorulunca Atatürk anıtının olduğu meydanda bir çay ocağında oturdum. Tam önümüzde caddede belediye otobüsü, solda durdu. Bilirsiniz, normalde trafik sağdan akar ve yolcularda sağdan otobüse biner ve inerler. Otobüs ise solda durup sağından yani cadde de, trafiğin akmakta olduğu tarafından yolcu almaya başladı. Araçların, gelip geçtiği, trafiğin aktığı caddeden yolcular biniyor, hiçbir itiraz yok. Enteresan bir hal olunca sordum; ‘’Bu gün çok kalabalık, mevsim yaz, bir defaya has bir uygulama mı acaba!’’ diye, ‘’ hayır otobüs bu duraktan her zaman böyle yolcu alıyor’’ dendi. Hayret ettim. İşte esas yazmaya karar verdiğim an bu andı. Belki de bilmediğim haklı bir nedeni vardır desem de aklıma yatmayan bu durumu yazmaya karar verdim. Bu otobüs durağını kullanan yaşlı, çocuk ve engelliler tamda düz olmayan kısmen eğimli bu ters durak için ne düşünüyorlar? Elbette bilemiyorum. Sözüm, farkında olunması için, görünür kılınması içindir.

Başta söylediğim gibi daha güzel bir Anamur için bir yol hikâyesiydi. Ak deniz’in kar beyaz dalgalarının karaya vurduğu Anamur-Ören ve eşsiz kumsalından, Taşeli yöresinin kekik kokan yaylaları, bu yaylalardan Kıbrıs-Beşparmak dağlarının inanılmaz görüntüsünden, Anamur kalesi ve yöre turizminden, başka sefere bahsetmek istiyorum. Yine Anamur’dan Ankara’ya dönüşü bir başka yol hikâyesinde yazmak, buluşmak dileğiyle İnşallah.

Hoşça kalın sevgiyle kalın 07.09.2019

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.