Kadim Milletimizin evlatlarına, 20. asır, önceki hatta ondan önceki asırda, zor ve sıkıntı dolu günler getirdi. 20. asrın ilk yarısında Milletin üstüne çöken kara bulutlar neyse ki aralandı da gün gördük. Üstümüze çöken bulutlar üç asır sonunda kısmen dağıldığında; 10 asırdan beri kızanlarımızın at sürdüğü vatan sathından Milletimize kala kala 'bir avuç türâb’ kaldığını gördük, lâkin halimize yinede şükür.

Analar uzun zamandır savaş için doğurduğu balaları, mektep için doğurmaya başladı. Milletin ata beyleri nerede hata ettiklerini nihayet ulularına sordular. Büyükler tespitte bulundular; ''Cehalet pek çetindir, savaşıla! Demiri dövecek akıl, toprağı sürecek sabanı tutacak, hastaya şifa verecek bilgi ehli can gerektir'' dediler. İşte böyle bir vakitte, çoktandır unutulmuş Taşeli'nin bu en uzak obalarında dumanlar bir umutla tütmeye başladı.

Güneş pek bir güzel doğar idi bu topraklarda. Aydınlattığı ve ısıttığı el değmemiş ovada, hayvan haşerat kendi halinde gelişi güzel yaşar, su tosbağaları dahi rahatsız edilmez idi. O vakitler bu deryaya bakan dağlarda âdemler kolay barınmaz idi.

Rivayet o ki  yaz aylarında ovada kalanların kefeni de yakınında olur idi. Sivrisinek ve sıtmadan korkar, özellikle yazları daha da yükseklere çıkar, deryaya ayağını sokmayı dahi düşünmez idi. Bu nedenle Çorak'ta olmak için münasip zamanı kollar, orada rahat bir ömür sürmeyi Allah bilir ya, bekler durur idi.

Ahali çoğu yoksul ve bilgisiz, kız ve kızanlar yetim ve mektepsiz, sabanlar dahi öküz bulamaz olduğundan, toprak sanki kimseye gülümsemez idi. Lakin güneş her sabah yaz aylarında Azı dağından, kışları da Deryadan bu topraklara bereketini sevgisini her daim eksik etmez, ziyasını bırakır idi. Her daim günün sonunda yazları Yalçı, kışlarıda İrbit dağından hoşça kal der, batar idi.

Demiri dövecek, tarlayı sürecek, balaları cehaletten kurtaracak, sevgi ve şefkatle okşayıp eğitecek, hastaya şifa dağıtacak yiğit ve bilge evlatlarının yetişmesini sessizce bekler idi. İşte bizim obaların cehalet ve toprakla savaşı, 20. asrın ikinci yarısında maarifle ve imar faaliyetleriyle böylece başlamış idi.

Önce çarıkları çıkardılar sonra inatçı keçileri sattılar. Saban ve öküzün yerine traktörü kattılar, mümbit ovanın yüzünü yırtıp bataklığın suyunu deryaya attılar. Bereket fışkıran tarlalardan verim alıp kaldırdıkları ürünü yayla bayır dilediğine sattılar. Gün geldi fıstıkları söktüler, sahile oturmadıkları çoğu konutları diktiler. Yetmezmiş gibi geri kalan toprağa ürün için 'örtü altı' sevimsiz şeyleri yaptılar. Hoş başkaca çareleri de yok idi.

Lakin şimdi bereketin kaynağı toprak, güneş ve su; kırgın, kızgın mı ne size? Doğanın kirletilmesi hoyratça kullanılması, nefsine ağır gelir, imar ve inşa faaliyetlerinde; estetiğin sanatın unutulması ya da görmezden gelinmesi hoşuna gitmez gibi gelir bana. Evvel böyle şeyler yok idi. Her bayram Çorakta, araç için yer sorulmaz, olmasa da üzerinde fazlaca durulmaz idi. Bu yeni çıktı.

Demem o ki; sorunlar da beklentiler de değişti. Son zamanlarda organik meyve sebze, soran, kentte yaşayıp köy kahvaltısı arayan âdemler çoğaldı. Bu âdemler için; eski keçi yurtları pek muteber, doğal ve organik peşinde, yayla ve yamaçlar, üç vakte kadar altın olmasa da gümüşle yarışır mı olacak ne?

Çorak ve çevresinin yaşanabilirliği korunmalı, sevgiyle büyütülmeli. İçinde olsak da olmasak da, ovaya ve deryaya bakan yayla ve yamaçları, bereket fışkıran tarlaları, temiz sahili ve pırıl pırıl kumsalı ile O bizimdir.

Tutun ki bu benim gözlem ve gönül dağarcığımdan dökülen farkındalık yaratmak isteyen kırıntılardır.  Peki, bu bölgenin çalışkan insanı ve mümbit toprağı bu özeni ve hassasiyeti hak etmiyor mu? Çorağa saygı diyorum.

Hoşça kalın sevgiyle kalın. 19.02.2016

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.