FATİH SULTAN MEHMET’İN ADALETİ
BÜYÜK FETİH KUTLU OLSUN
“Biz toprakları değil, gönülleri fethetmeye geldik” Fatih Sultan Mehmet Han
-Büyük fetihleri ancak hak, hukuk, adalet toplumları ile adil yöneticiler gerçekleştirebilir-
 
TARİH KONUŞUYOR! DEDEM KORKUT MİSALİ!..
(Bir piyes denemesi)
HİKMET SOFU
 
TARİH: Yıl 1453, gün 29 Mayıs! Ay ve yıldız gökyüzünde pırıl pırıl parlayarak bir birine bir kez daha gülümsedi. Fatih Sultan Mehmet ve ‘ordu-millet’ Türk Milleti, Hz. Peygamber’in, “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutan; onu fetheden ordu ne güzel bir ordudur” övgüsüne mazhar oldu.
Ortodoks patriği Ayasofya’nın anahtarlarını Fatih Sultan Mehmet’e sundu ve “Ayasofya bundan böyle sizin mülkünüzdür sultanım” dedi.
Fatih, büyük Fetih’ten sonra ilimde, fende, sanatta, mimarlıkta, hukukta, kültürde, medeniyette büyük bir rönesans hamlesine girişti. Fatih’in kendisi ve büyük Türk Milleti kutsal, tarihi, barış misyonuyla yüklüydü: “Dünyada zulmün, şirkin, fitnenin, puta taparlığın kökünü kazımak. Hak, hukuk, adalet ve barış tesis etmek…”
Bunun da ön şartı, bir İslam rönesansı çerçevesinde hukuktan başlayarak hayatın tüm sahalarında müesseseleşmek, kurumsallaşmak: Devlet-i ebed müddet!… Fatih bunun için işe önce İstanbul’dan başladı. Hıristiyan Mimar Khristodoulos’u çağırarak Fatih üniversitesinin ve tıp akademisinin fermanını buyurdu:
 
FATİH: Beri gel, yaklaş ve iyi dinle Mimar Khristodoulos! Şu tepeye güzel bir okul ve cami yaptırmak muradımdır. Bize öyle güzel, öyle estetik, öyle sanat eseri, öyle büyük bir külliye ve cami yap ki bu şehre yakışsın. Bu güzel şehri daha da güzelleştirsin. O bizim mührümüz olsun. Allah’ın yüce adı, Hz. Muhammed Mustafa’nın yüce şanı kıyamete kadar orada dillensin. Karadeniz’den ve Marmara’dan, Anadolu’dan ve Balkanlar’dan gelenler onunla sevinsin, içleri pür nur dolsun. Devletimiz, ebed müddet dünya devleti, İstanbul dünyanın başşehri olsun.
Sana hazinemin tüm imkanlarını açıyorum. Hiçbir masraftan kaçınma. Öyle ki, yaptığın eser daha önceki mimari eserlerden daha güzel, daha estetik  ve daha muhteşem olsun! Kubbesini de, Ayasofya’dan daha geniş ve daha yüksek yapasın.
 
KHRİSTODOULOS: Emrin başım üstüne Sultanım! En kısa sürede emrinizi yerine getireceğim.
 
TARİH: Mimar Khristodoulos hemen işe koyuldu. İnşaat kısa sürede, ilkokul, lise, tıp akademisi, üniversite, kütüphane, konukevi, aşevi, hamam ve camiden müteşekkil 4 başı mamur tam bir külliye olarak yükselmeye başladı.
Mimar caminin kubbelerini koyarken malzemeler arasında bulunan uzun mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçti, üçer arşın keserek kısalttı. Kubbeyi yerine koydu ve camiyi bitirdi. Ancak sütunları üçer arşın kesilen caminin kubbesi, Fatih’in istediği yükseklik ve genişlikte değildi. Caminin bu basık halini gören Fatih, şaşırdı, mimara dönerek hiddetle bağırdı:
 
FATİH: Bre Khristodoulos! Ben sana, “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük ve daha yüksek olsun...” demedim mi? Niçin emrime uyulmadı? Sütunları neden kestin? Kubbeyi neden küçük tuttun?
 
MİMAR: Sultanım, İstanbul’da sık sık depremler olur. Binalar yıkılır. Ayasofya dahi şimdiye kadar depremlerle 3 kez yıkıldı, yerle bir oldu. 4. kez yeniden yapıldı. Ben çok yüksek ve büyük kubbeli bir caminin büyük bir depremde yıkılacağından korktum. Onun için sütunları 3’er arşın kestim. Sebep budur haşmetli hünkarım. Affınıza sığınırım…
 
TARİH: Fatih bu olay üzerine şu zehaba kapıldı: ‘Mimar Hıristiyan olduğu için Ayasofya’ya gölge düşsün istemedi. Onun için Ayasofya’dan daha yüksek ve daha büyük bir kubbe yapmadı. Sütunları da bu nedenle kısalttı. Cami basık oldu.’ diye aklından geçirdi.
Bu düşüncelerle Fatih’in canı çok sıkıldı, öfkelendi. Kan beynine sıçradı, kendinden geçti. Siyaset makamının, hukuka, adalete ve de yargı makamına müdahale edemeyeceği kuralını bir kenara attı. ‘Birilerine olan kininiz sizi adaletten saptırmasın’ anlamındaki Allah buyruğu aklından uçtu…
Havan topunu icat eden, Boğazkesen’in karşısına Rumeli Hisarını diken, atını denize süren, gemileri karadan yürüten, 29 kez geçit vermeyen surları delip geçen Fatih, kendisine haber vermeden böyle bir işe kalkışan mimar için o hiddetle ferman buyurdu:
 
FATİH: Mermer sütunlarımı kesen, camimi basık yapan eller tez elden kesile!..
 
MİMAR: Affınıza sığınıyorum sultanım… Ben bunu art niyetle yapmadım… Hesaplarıma göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbe daha ilk depremde yıkılır diye böyle yaptım… Affınıza sığınıyorum sultanım…
 
TARİH: Ama ne mümkün. Fatih mimarı affetmedi. Mimarın elleri hemen kesildi.
 
KHRİSTODOULOS: Ah!.. Yandım anam!.. Ahhhh, hıııı, hiiiii… Ahhhhh…
 
TARİH: Mimar elleri kesik, üzüntü içerisinde günlerini geçirirken bir kısım insanlar ona akıl verdiler. İslam’ı anlayarak, yaşayan bir hak, hukuk, adalet topluğu haline gelmiş insanlar Fatih’ten şikayetçi olmasını ve adaletin tecelli etmesini tavsiye ettiler mimara…
Bu ilk anda mimarın aklına yatmadı: Böyle bir şey olur muydu hiç?..
Fatih ki, bileğinin hakkıyla koskoca bir asker. İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, büyük mareşal, Fatih Sultan Mehmet Han!
Fatih ki; Türklerin hakanı, Müslümanların sultanı, Hıristiyanların kralı; dünya imparatorluğunun üç taçlı imparatoru!
Fatih ki; Roma imparatorluğunun mirasçısı; Ortodoksların, Süryanilerin, Ermenilerin, Yahudilerin ve farklı mezheplerin, kavimlerin, toplulukların hamisi, koruyucusu; dünyaya hakim egemen bir devletin başı.
Fatih ki; gece gündüz ilim-irfan peşinde koşan bir bilge. Büyük İslam rönesancısı!..
Böyle mümtaz bir adam nasıl olur da şikayet edilebilir? Onun hakkında dava açılabilir mi? Bu mümkün mü?
Mimar bu düşünceler içerisinde bocalarken en sonunda şu tarihi gerçek aklını başına getirdi:
 
ÖĞRETMEN (okulda), İMAM (camide), DEDEM KORKUT (kıraathanede), KADI HIZIR (mahkemede), OZAN (kopuzunda) adaleti dillendirirler:
Allah buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kininiz sakın sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir." (Maide, 8)
Yine Allah emrediyor: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisa, 135)
Hz. Peygamber buyuruyor: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz, fakat duanız kabul edilmez.”
Hz. Peygamber buyuruyor: “En büyük cihat zalim sultan karşısında hakkı söylemektir.”
Zaman, Hz. Ali’nin halifeliği dönemi. Bir Yahudi, Emir-el müminin, devlet başkanı Hz. Ali hakkında dava açtı. Hakim Hz. Ali’yi yargıladı ve Hz. Ali haklı olmasına rağmen gösterdiği şahit geçerli bulunmadığı için Yahudi haklı çıktı… Karar: Hz. Ali, Yahudi’nin haklarını tazmin edecek…
Hak, hukuk ve adalet bir milletin millet olarak yaşamasını baş şartıdır. ‘Küfr ile olur ama zulm ile olmaz’ denmiştir. Toplumumuz bir hukuk toplumu, devletimiz bir hukuk devleti olmalıdır. Adalet 7 gün 24 saat hayatımızın bütün safhalarında yaşanmalıdır.
TARİH: Bu tarihi gerçeği duyan mimar umutla ayağa fırladı. Doğruca Kadı Hızır’a seğirtti. Fatih’i mahkemeye verip hakkını aramak için şikâyetçi oldu...
Fatih tarafından imparatorluğun adalet mekanizmasının başına atanmış olan Kadı Hızır, mimarın açtığı davayı kabul etti. Fatih imparator olabilirdi, Osmanlı iktidarın en tepe noktasında icranın başında olabilirdi ama hukuken yargılama yetkisi yoktu, bir vatandaşı cezalandırma yetkisi yoktu. Kadı Hızır, Fatih Sultan Mehmet’in muhakeme edilmesine karar verdi.
Fatih ve mimara dava için davetiye çıkarıldı. Aradan günler geçti ve nihayet dava günü gelip çattı… Fatih ve mimar mahkemeye geldi. Kadı Hızır mahkemede yerini aldı.
 
MÜBAŞŞİR: Müşteki mimar Khristodoulos, sanık Fatih Sultan Mehmet Han!
 
TARİH: Fatih ve mimar davet üzerine içeri girdi. Fatih kadıya daha yakın durmak istedi. Kadı buna müsaade etmedi.
 
KADI HIZIR: Sanık yerine buyurun lütfen!
 
TARİH: Fatih oturmak istedi. Kadı oturmasına da müsaade etmedi…
 
KADI HIZIR: Siz de müşteki gibi ayağa kalkınız…
 
TARİH: Dava başladı. Mahkemede sanık Fatih ve müşteki mimar eşit şartlarda ayakta yargılandı. Mimar, yukarda değindiğimiz gibi cami, üniversite ve külliyenin yapımı ile ilgili gelişmeleri tek tek ama kısaca anlattı. Şikayetini dile getirdi. Fatih de kendisini savundu.
Kadı Hızır tarihe altın harflerle geçecek kararını verdi ve açıkladı:
 
KADI HIZIR: İstanbul Fatihi, iklim-i Rum’un imparatoru Fatih Sultan Mehmet Han bu olayda suçludur. Kendisini yargı yerine koyarak bir adamın elini kestirmiştir. Oysa buna hakkı yoktur. Dolayısıyla kısasa kısas! Fatih’in de elleri kesile!..
 
TARİH: Karar karşısında kısa bir şaşkınlık ve sessizlik yaşandı. Ardından söze ilk başlayan mimar oldu.
 
MİMAR: İnanamıyorum, inanamıyorum. Bu bir rüya mı, yoksa gerçek mi? Bir sultan suçlu olabilir mi? Bir mahkeme devlet başkanını suçlu çıkarabilir mi? Suçlu olsa bile hiç elleri kesilir mi? Biz şimdiye kadar böyle bir adaleti ne gördük ne de duyduk!.. Bizde haksız güçlüler haklı zayıfları tepeler. Krallar ne derse o olur. Mahkemeler kralın kararına gerekçe uydurur. Halk kralın kölesidir...
Kadı hazretleri! Şimdi bu gördüklerim ve duyduklarım gerçek mi? Kararınız bu mu?
 
KADI HIZIR: Evet, kendini yargı yerine koyup sizin ellerinizi yargılamadan kestirenin elleri kesilecek! Kısasa kısas!
 
MİMAR: Eğer kararınız bu ise ben şikayetimi geri alıyorum. Sultanın ellerinin kesilmesine gönlüm razı olmaz. Tanrı sultanımızı başımızdan eksik etmesin. Lütfen sultanı affedin! Ben davamdan vazgeçtim…
 
KADI: Bu bir şartla mümkün! Maddi tazminatla! Siz ölünceye kadar sizin ve bakmakla yükümlü olduğunuz eşiniz ve çocuklarınızın geçimini Fatih kendi kesesinde sağlayacak! Her güne 10 akçe!..
 
MİMAR: Ben seve seve can-ı gönülden kabul ediyorum, kadı hazretleri!..
 
FATİH: Hata, kusur bende. Şeriatin kestiği parmak acımaz. Yargıya saygım sonsuzdur. Ben de yargının kararına seve seve katılıyorum…
 
TARİH: İşte medeniyet! İşte hukuk! İşte adalet! İşte hukuk devleti! İşte hakim! İşte hukuk karşısında boynu kıldan ince devlet başkanı! İşte Kadı Hızır ve işte üç taçlı İmparator Fatih Sultan Mehmet Han!.. İşte tüm dinlerin, renklerin, dillerin ve milletlerin paratoneri, sultanı, dünya imparatoru Fatih…
İşte kendilerine, Batılılar tarafından, ‘Allah’ın yeryüzündeki halifesi’, ‘Zulme karşı Allah’ın gazabı’, ‘Adil Türkler’ denilen, ‘savaş ve zafer tanrısının (!) emrinde olduğuna inanılan bir milletin tarihinden altın bir sayfa! Bizlere ve dertlerine çözüm arayan dünyaya altın bir ders!..
Hz. Peygamber’in kutlu övgülerine mazhar olmuş, Haçlı saldırılarını asırlarca göğsünde eritmiş; Haçlı sürülerinin pis ayaklarıyla kutsal beldeleri, Medine ve Mekke’yi, mescidil Nebevi ve Kabe’yi çiğnemelerini engellemiş, İslam’ın sancaktarı olmuş büyük Türk Milleti’nin 21. yüzyılda yaşayan kuşakları, nesilleri! İnsan hak ve hürriyetlerini iktidar diktatoryasına bırakmayan yiğitler! Hak, hukuk ve özgürlükleri sayısal çoğunluğa kurban vermeyen adalet savaşçıları…
 
KADI HIZIR: Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler, Sevgili gençler ve daima genç kalan kahramanlar! ‘Muhteşem Türkiye’ sevdalıları!
İşte sizin şanlı ecdadınız! Onlar İslam’ı sadece lafla değil, hayatının her sahasında uygulayarak yaşadı ve yaşattı. Ticarette, komşulukta, toplumsal hayatta, sanatta, siyasette, seferde, harp meydanlarında, adalette, hukukta… her an ve her yerde… Ve bu milleti yüzyıllardır büyük kılan, yıkılmaz kılan işte budur!..
Haydi, yeniden insanlığa rehberlik, önderlik yapmaya! Büyük olmak, önce kendinden başlar! Büyük olmak hak, hukuk ve adaletle başlar. Adaletin olduğu yerde, kardeşlik, birlik, huzur, barış, gelişme ve yücelme vardır, Milletler ve devletler adaletle yaşar, gelişir, büyür!.. Adaletin olmadığı yerde zulüm, göz yaşı ve kan vardır. Ve zulüm elbette yıkılmaya mahkumdur.
 
TARİH: Aziz Millet! Büyük Türk Milleti!
Büyük Türk Milleti’nin tarihi kutsal misyonuna, mirasına sahip çıkmak iradesindeki kahramanlar!..
Bu sözler sanadır! Dur, duy, uyan, uyandır ve yöneticileri de uyar!..
İyiliği, hayrı, güzeli teşvik et!
Yanlışlara adınla, gönlünle, dilinle ve elinle ortak olma! Karşı çık, engel ol!
Haydi, adaletli davranmaya! Adaletten taraf olmaya! Hukuksuzluğa karşı çıkmaya…
 
KADI HIZIR: Haydi, adaleti yaşamaya, yaşatmaya! Zulme karşı çıkmaya!
Haydi, bir ucu kendilerine dokunsa bile devlet adamlarımızı ‘adaleti ayakta tutan’ lider olmaya çağırmaya!
Haydi, ‘zalim sultan karşısında hakkı söyleme’ye!
Haydi, yerlerde sürünen adaleti ayağa kaldırmaya!
Haydi, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına saygılı, demokratik hukuk devletine!
Haydi, İslam rönesansına!..
 
TARİH: Büyük Türk Milleti! Haydi tarih yapmaya! Tarih yazmaya!..
Sen 924’te Saltuk Buğra Han’la Balasağun’da; 1071’de Malazgirt’te, 1187’de Selahaddin Eyyübi ile Kudüs’te; 1299’da Söğüt’te, 1453’te İstanbul’da, 1526’da Mohaç’ta, 1538’de Preveze’de, 1919’da Amasya, Sivas, Erzurum’da, 1921’de Ankara’da, 1922’de Kocatepe’de, Dumlupınar’da tarih yazdın. Tarih yazan liderler çıkardın. Haydi, yeniden tarih yazmaya!..
Kan uykusundan uyan! Ayağa kalk! Ve tarihi, kutsal misyonla yüklü şanlı şerefli ‘Muhteşem Türkiye’ seferberliğine sen de katıl!..
 
KADI HIZIR: Haydi, zalimlere hainlere baş eğdiren; mazlumun zayıfın elinden tutup kaldıran şefkatli müşfik; insanın ve milletin hizmetkarı, devlet gibi devlet ‘Muhteşem Türkiye’ye!..
Ötekileştirmeye, kutuplaştırmaya, kamplaştırmaya hayır! Haydi, din, meşrep, mezhep, soy-sop, etnisite, fikir, düşünce ayrımı yapmadan; insan hak ve özgürlükleri kapsamında ayrımsız tüm vatandaşlarımıza, tüm insanlara adam gibi değer veren, adaletle kucaklayan devlete!
 
TARİH: Haydi, dünyayı kan, zulüm, işkence ve gözyaşına boğan güçlere ‘Dur! Yanlış yapıyorsun!’ demeye ve dünyada barış tesis etmeye!
Haydi, mutlu, müreffeh, zengin, özgür, şahsiyetli insanlar diyarına;
Haydi, hak, hukuk, adalet, birlik, kardeşlik ve barış yurduna;
Haydi, dünya barışının teminatı; çağlara egemen, güçlü, muktedir, ‘Muhteşem Türkiye’ye!
 
FATİH: Büyük Türk Milleti! Fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, kahraman çocukları, torunları…
Büyük dedem Osman Gazi’nin, büyük dedem Orhan gaziye dediğini hatırlıyorum: “Baka Orhan! Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir. İ’lâ-yı kelîmetullâh’tır. Allah’ın ismini yeryüzüne yayma davasıdır… Bursa’yı al gülzar yap!”
Büyük Türk Milletinin şerefli mirasçıları! Kahramanlar. Dualarımız sizlerle. İnanıyoruz ki şehitler, veliler, Peygamberler, Melekler ve Allah sizinle!..
Kararınız hayırlı olsun! Ömrünüz bereketli, bahtınız açık olsun. Hedefiniz; Türk ve İslam aleminin mutluluğu, insanlığın kurtuluşu ve dünya barışı olsun.
Yeni Fetih yürüyüşünüz kutlu olsun!..
‘Muhteşem Türkiye’ seferberliğiniz zaferle taçlanacak, müjdeler olsun!
 
OZAN, KORO ve SEYİRCİLER: Hep birlikte söylerler:
* Aziz millet aziz millet / Uyan artık geç oldu / Kıbrıs, Kudüs, Türkistan’ın / Düşmanlarınla doldu
* Fatihlerin torunları / Kurtaracak vatanı / Devletimiz kök salacak / Kuşatacak cihanı
* İntikamın, intikamın / Alınacak mutlaka / Tarih, millet şahit olsun / Yemin ettik Allah’a
* Bayrakları çekeceğiz / Sancakları dikeceğiz / Hak yolunda kurtuluşu / Ölüm olsa seçeceğiz
* Muhteşem hür bir Türkiye / Kurulacak mutlaka / Tarih, millet şahit olsun / Yemin ettik Allah’a
* Fatihlerin torunları / Kurtaracak vatanı / Devletimiz kök salacak / Kuşatacak cihanı
 
………………………………….
LÜTFEN DİKKAT!..
Fatih’i göklere çıkarmamız sakın yanlış anlaşılmasın. Fatih bir ilah değil, O’nu ilahlaştırmak gibi bir düşüncemiz yok. O da bizim gibi bir insan ve elbette tüm insanlar gibi Fatih de hata, yanlış yapabilir, yapmıştır da… Ama tüm bunlara rağmen O hem Türk ve İslam dünyasında hem de Batı dünyasında büyüklüğü kabul edilmiş bir dahi komutan ve devlet adamıdır. Hatta yukarıda piyes içinde de geçtiği gibi o devirdeki Batı dünyası O’nun yenilmezliğine inanmaktadır…





Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.