Geç kaldım. Hem de çok geç kaldım. 60 yaşından sonra, yerel gazetelerde yazılar yayınlamaya başladım. 70 yaşındayım, devam ediyorum ama bu işe çok geç kaldığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Not etmek, yazmak, arşivlemek gerekiyormuş. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz.. Bina temel üzerine yapılıyor. Geleceğimizin temeli geçmişimiz. Çocuklarımız cep telefonları üzerinden ayrılmıyor. Anne baba, çevre, yaşlı, hasta, komşu, aile nedir, eskisi gibi anlamlandıramıyor. Ben, nerde o eski bayramlar gibi, nerde o eski günler denmesini de sevmiyorum. Her dönem kendi şartlarında değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak karşılaştırmak ve o eski günleri yaşamışlara, o günleri belgeleyerek yaşatmak ve onları mutlu etmek gerektiğine inanıyorum. Belgeler, ne ve nasıl olduğumuzu yeni kuşaklara aktarır. 

Konuşmak zor, bilgi birikimin olmalıdır. Ama yazmak daha zor. Zira yazmak belgedir, saklanır ve itiraz edemezsin. Eskiyi, yaşayanlara konuşarak anlatırsın ama unutulmuşlar vardır ve tamamını veremezsin. Eskiyi hatırlatmanın ve hatıraların olumlu yerlerinin, görseller haline getirilmesiyle daha çok mutlu olunur. Yazı, resim, eski hatıralar/cisimler, eşyalar, vb. görsellerdir.

Şimdiki zamandaki bizlerin görevi; geçmişi geleceğe taşımaktır. Bahsettiğim görseller; geçmişi geleceğe aktaran verilerdir. Evet ben bu konuda geç kaldım. Babam rahmetli 92 yaşında vefat etti. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. 1930 yılında, 3 yıllık ilkokul diplomasına sahip olmuş. Ailesine ait bilgileri araştırmayı, öğrenmeyi severdi ve bize anlatırdı. Ben dinlerdim. Sadece dinledim, yazmadım. Şimdi ailemin geçmişine ait yazı yazayım dediğimde, babamın anlattığı bilgileri kayıt altına almadığım için, hafızamdakileri birbiriyle birleştirip yazamıyorum. 

Bu günlerdeki Korona virüs salgını bizlere #evdekal dedi ve şu ana kadar kalıyoruz. Ne yapıyoruz? Her gün ne olacak, neredeyiz, dünyada nasıl, bizde ne zaman biter sorularının cevabını televizyonda konuşan, sağlık konusunun bilim adamlarından izliyoruz. Tekrar edilmesinden de bıkıyorsun. Tabi günün bazı saatlerini de, kitap okumaya ayırıyorsun. Ara sıra da çocuklarına, yakınlarına, arkadaşlarına telefonla nasılsınız, ne yapıyorsun, günün nasıl geçiyor derken sohbeti yerine göre dakikalarca, hatta saatlerce uzatıp, eski yaşadıklarımızın muhabbetini yapıyoruz. Bu iyi de oluyor. Tabi genelde güzel hatıraların sohbeti oluyor ve mutlu anlar, duygulu anlar yaşıyoruz.

Bu vesileyle unutulmuş sanılan dostlukları telefonla da olsa yeniden hatıralarla gündeme getiriyoruz. Tabi eskiden kurulmuş dostluklar gerçekse ..
Efendim; bu anlattıklarıma bir örnek vermek istiyorum: Telefonla görüşüyoruz filan diyorum ama telefon öncesi dediğimiz sosyal medyada paylaşımlarımızla eski arkadaşlarla buluşmaya başlıyoruz. Ve arkasından yazışmayla tatmin olamaz isek açıyoruz telefonu sohbet ediyoruz. Güzel mi? Tabi ki güzel.
Çok kez köşemde yayınladığım, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu dönemimi yazmak ve o günkü arkadaşlarıma ulaşmak zevkini tattığımı ifade edeyim. O okuldaki dostluklar, yıllar sonra unutulmuş sanılıyor ama ufak bir vesileyle inanılmaz bir zevk ve duyguyla yaşatılıyor. Bu yazımı da face. üzerinden yazıştığım öğretmen emeklisi ve Ankara’da yaşayan Rıfat Dunay ile ilgilendirerek yazmak istedim. 

Ben Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda 1972 yılında mezun oldum. Bir yıl hazırlık Lisesi 4 yıl fakülte olmak üzere 5 yıl leyli(yatılı) okudum. Sanırım 1971-1972 öğretim yılı içinde Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nun bir gurup arkadaşlar, Mersin – Antalya olmak üzere, Güney sahilleri tarihi yerleri görmek gezmek üzere, birkaç günlük gezi düzenlemiştik. Bu arada doğal olarak Anamur ve Mamure Kalesi’ni ziyaret etmiştik. Ben okulda 4 yıl Silifke folklor ekibinde oynardım. İşte bu gezide kalenin içinde folklor ekibinde birlikte oynadığımız ve Erdemlili Ali İhsan Gücüş ile Silifke oyunlarını oynadık ve Rıfat Dunay, Zeniha Özekoğlu, Melihat yeşilöz, Ben, Ali Paşa Aydın ve Hikmet Sinan Uris ile de halay çekmiştik. Bu iki oyun durumu kayıt altına alınmış ve Rıfat hoca bana da gönderdi. O güzel günleri, bu resimler sayesinde yeniden yaşadık.

Rıfat hocam; biz her zaman ve her yönümüzle birbirimizi takip ediyoruz. Sen de bunun farkındasın. Neden? Biz dostuz, kardeş abiyiz. Zira Yüksek Öğretmenliler hep öyleydi ve öyle olmaya da devam ediyor. Sen benim devremin bir üst sınıfındaydın. Bir üst sınıftakiler bir alt sınıftakilerin abisi ablasıydı. Ve sen içinde bulunduğumuz taraftarın/grubun başkanlığını/liderliğini yapmış biriydin. Doğru mu? Doğru.. Tabi her birimiz mezun olduğu yıla güne göre memleketin bir farklı köşesine savrulduk gittik. Değişimler, değişiklikler, zorluklar ve sorunlarla karşılaştık. Fiziksel, ruhsal değişimlerimiz oldu. Türkiye değişti. Dünya değişti. Üstelik bu değişiklikler tek tip de değildi.. İşte bu farklı değişikliklere farklı şekilde katıldık.

Ama bu değişimde değişmeyen tek şey, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda kurulan gerçek dostluklardır.. Yüksek Öğretmenlik dostluğu hiç değişmedi..
Dostluk, çukurda biriken yağmur suyu değil ki, güneş vurunca yok olsun. Gerçek dostluk, su gibi buharlaşsa da, rahmet olarak, yağmur misali geri döner.
Yüksek Öğretmen dostlukları, buharlaşmış gibi görünse de, birlikte olduğumuz zaman yağmur misali geri dönecektir ve dönmelidir. Sanırım dostluk için bu yazdığım ifadeyi sende doğrularsın.
#Evdehoşkalın. Nisan 2020, #Anamur’dakalİsmetKADIOĞLU.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.