HUKUK, DEVLETİN GÜCÜNÜ SINIRLAR
HİKMET SOFU
 
‘HUKUK DEVLETİ’NDE DOKUNULMAZLIK YOKTUR
HAKİM NAZARINDA ÖMER İLE HERHANGİ BİR ADAM EŞİT DEĞİLSE…
‘KANUNİ’Yİ ‘KANUN’A ŞİKÂYET EDERİZ...’
ANAYASA MAHKEMESİ YASAMAYI DENETLER
‘İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNE DAYALI HUKUK DEVLETİ’
 
TARİHTEN GÜNÜMÜZE, ‘HUKUK DEVLETİ’ DOKUNUR!..
Hukuk devletinde suçlu olan herkese dokunulur. Hiç kimseye dokunulmazlık zırhı giydirilmez.
‘Hukuk devletinde, devlet sınırlıdır. Hukuk ve özgürlükler, hukukun denetiminde olup, devlet de bunların denetleyicisi ve güvencesi konumundadır. Bir hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesine her koşul altında bağlı kalan devlet’tir.
Cumhurbaşkanından -devlet başkanı-, başbakana; bakandan genelkurmay başkanı ve milletvekiline; yöneticiden memura; patrondan işçiye; şehirliden köylüye kadar herkes yasalar karşısında eşittir. Dinine, mezhebine, etnisitesine (soyuna, ırkına) bakılmaksızın herkes kanun önünde eşittir, kayırmasız yargılanır ve hiç kimseye ayrıcalıklı davranılmaz.
Tarihimizde Fatih Sultan Mehmet’in bir Hıristiyan mimarla yargılanması gibi bunun çok güzel örneklerini görürüz. Bu örneklerden bazılarını hatırlamakta fayda var…
Milletimiz bir hukuk toplumu, devletimiz de bir hukuk devleti haline geldiği dönemlerde adalet tecelli etmiş ahlaki, ilmi ve teknik gelişmeler birbirini kovalamıştır.
İşte ‘Muhteşem Süleyman’ Kanuni’yi ‘kanun’a şikayet edecek kadar olgunlaşmış bir hukuk toplumunun ferdi olan bir insanımızın hikayesi:
 
* ‘KANUNİ’Yİ ‘KANUN’A ŞİKÂYET EDERİZ...’
Dile kolay tam 46 yıl Osmanlı İmparatorluğunu en haşmetli döneminde yöneten koyduğu kanunlarla ‘Kanuni’ lakabını alan diğer bir lakabı da ‘Muhteşem’ olan Yavuz Sultan Selim Han oğlu Süleyman, Budin seferinden İstanbul’a dönmektedir…
Ordu, yolların darlığı sebebiyle tarlalardan geçmek zorunda kalır. Bu sırada bir köylü elindekini padişahın atının geçtiği yere fırlatınca at ürker, köylü de yakalanarak padişahın huzuruna getirilir.
Sultan Süleyman köylüye, ‘Derdin nedir? Neden böyle yaptın?’ diye sorar.
Köylü, ‘Askerler tarlalarımızdan geçerken bağımıza, bahçemize, ekinimize zarar verdiler. Ya bu zararı ödersiniz, ya da sizi şikâyet ederim.’ der.
Bunun üzerine Kanuni; ‘Bizi kime şikayet edeceksin?’ diye gürler.
Köylünün, ‘Siz Kanuni değil misiniz?.. Kanuni’yi kanuna şikâyet edeceğim…’ cevabı karşısında cihan padişahı Muhteşem Süleyman çok memnun kalır ve ordunun verdiği zararları hesaplattırarak bir bir ödetir.
 
* MOLLA KABIZ’IN YARGILANMASI
İstanbul medreselerinde okumuş Kâbız isimli bir molla, Kur'ân yatelerini ve hadîsleri tahrif ederek, insanların toplu olarak bulundukları yerlerde Hz. İsa'nın (a) Hz. Peygamber'den (sas) daha büyük ve yüce bir Peygamber olduğunu, Hıristiyanlığın da İslâmiyet'ten daha kıymetli ve muteber olduğunu iddia etmişti. Mesele nazik bir hâl alıp halk arasında karışıklıklar, fitne ve fesat ihtimali belirince, durum Divan-ı Hümayun'a intikal etti. Sadrazam Makbul İbrahim Paşa'nın başkanlığında toplanan Divanda Rumeli Kazaskeri Fenârîzade Muhyiddin Çelebi ile Anadolu Kazaskeri Kâdirî Çelebi Molla, Kâbız'ı sorguladılar. Kabız'ın iddialarını tam anlamıyla çürütememekle birlikte onun idamına karar verdiler.
Veziriazam İbrahim Paşa bu hukuksuz duruma el koydu, duruşmayı bir gün sonraya erteledi.
Ertesi gün devrin ünlü âlimi ve Şeyhülislâmı Kemal Paşazade ve İstanbul Kadısı Sâdi Efendi’den oluşturulan mahkemeye Kabız getirildi. Molla Kabız, yeni yargı kurulunu, önceki gibi yetersiz sandığından, saçmalamalarını sürdürmeye, çürük kanıtlara tutunarak davasını savunmaya başladı. Fakat Kemal Paşazade, Kabız’ın tüm delillerini çürüttü. Ayetlerdeki ve hadislerdeki hatalarını tek tek gösterdi. İstanbul Kadısı, Kabız hakkında hüküm vermeden önce ona sorular sordu. Sonra da nasihatte bulunarak geçersiz sapık inancından dönmesini, tövbe ederek halk arasında fitne, fesat ve ayrılık tohumları ekmekten vazgeçmesini istedi. Bu ikazlara rağmen Kabız sapık davasını ve düşüncelerini yaymaktan vazgeçmeyeceğini söyleyince İstanbul Kadısı tarafından idamı onaylandı.
 
*FATİH SULTAN MEHMET’İN ELİ KESİLE!..
Fatih Sultan Mehmet’i denetleyen, sorgulayan, yargılayan ve cezalandıran bir ‘yargı’ düşünebilir mi?
Adaletimizin cihana nam saldığı devirler… Hukuk önünde devletin, cihan padişahlarının, fatihlerin boyun eğdiği çağlar!.. İşte adalet çağlarından bir altın sayfa: Baş Yargıç (hakim) Kadı Hızır döneminde, bir suç unsuru taşıma ihtimali olan haber duyulur da yargıdan, yargılanmaktan kaçılır mı, kaçılabilir mi hiç?
Yargıç haber salıp, ‘Şu olayda zanlısınız, falan tarihte duruşmanız var, gelesiniz’, deyince, devlete saygısı olan, yargı’sına saygısı olan, kendine saygısı olan padişah, İstanbul Fatihi de olsa gelmemezlik eder mi, edebilir mi hiç!.. Yargının verdiği karara itiraz edebilir mi, edilebilir mi hiç!..
21 yaşında bir gençken şirkin, puta taparlığın, fitnenin, anarşinin, ahlaksızlığın, zulmün, adaletsizliğin merkezi Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’i fethederek İstanbul yapıp ‘feth-i mübin’i gerçekleştirerek Hz. Muhammed Peygamberin övgüsüne mazhar olan ‘Koca Kartal’ Fatih Sultan Mehmet Han!..
Türklerin hakanı, Müslümanların sultanı, Hıristiyanların imparatoru, hakkıyla mareşal, ideal devlet başkanı, ‘üç taçlı sultan’ Fatih Sultan Mehmet Han!
Sadece ‘toprakların değil gönüllerin de fatihi’, şair, alim, mühendis, filozof, hoşgörülü barışsever cihan padişahı, bilim ve ilimsever İslam Rönesansçısı, ‘yeni çağ’ açan bilge insan, ‘Koca Kartal’ Fatih Sultan Mehmet Han!..
İşte bu Koca Fatih, hakkında açılan bir dava nedeniyle bir Hıristiyan mimarla eşit şartlarda, torpilsiz, kayırmasız yargılanıyor ve yargıç ‘Kadı Hızır’ karar veriyor, ‘Türk Milleti adına’: ‘Fatih Sultan Mehmet’in eli kesile!..’
 
* HZ. ALİ YARGILANIYOR
Hz. Ali’nin halifeliği döneminden bir dava… Hz. Ali’nin zırhı çalınıyor. Ve Hz. Ali zırhını bulduğu bir Hıristiyan’ı dava ediyor. … Küfe kadısına götürüyor. Küfe kadısı diyor ki ‘Ya Ali, şahit nerde? Zırhın senin olduğuna dair bir şahit var mı?’. Hz. Ali oğlu Hz. Hasan’ı şahit gösteriyor…
Emir-el Müminin Hz. Ali haklı olmasına rağmen gösterdiği şahit 1. dereceden akrabası olduğu için şahit Kadı tarafından geçerli bulunmadığından gayri müslim suçlu çıkarılamıyor… Hz. Ali davayı kaybediyor. İşte adalet, işte adalet karşısında boynu kıldan ince devlet başkanı!.. Hakimin kararından sonra hırsız hırsızlığını itiraf ediyor…
 
* HAKİM NAZARINDA ÖMER İLE HERHANGİ BİR ADAM EŞİT DEĞİLSE…
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Ubey b.Ka'b halife hakkında dava açmıştı. Davanın hakimi Zeyd b.Sabit, Hz. Ömer mahkemeye gelince halifeye saygısından ayağa kalktı. Hz. Ömer, hakime ‘Bu senin ilk adaletsizliğin’ dedi ve davacı Ubey’in yanında oturdu. Ubey'in delili yoktu. Hz. Ömer de iddiayı reddettiği için adet üzere davacı, Hz. Ömer'in yemin etmesini istedi. Hakim Zeyd de davalının halife olduğu düşüncesiyle Ubey'den bu hakkından feragat etmesini rica etti. Bu tarafgirliğe canı sıkılan Hz. Ömer, Zeyd'e hitaben: ‘Eğer senin nazarında Ömer ile herhangi bir adam eşit değillerse hakimlik makamına layık değilsin.’ dedi.
 
* ‘BEN NÜŞRİVAN’DAN DAHA ADİLİM’
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Sa'd ibni Ebî Vakkas Mısır vâlisiydi. Mısır'da yapılacak bir camiye en uygun yer bir Yahûdi’ye aitti. Vali câmi yapımına başlattı ama Yahûdi buna râzı değildi.
Çâresiz bir halde iken Müslümanlardan biri, ‘Medine'ye git Halîfe Ömer’e derdini anlat, O mutlakabir çâre bulur.’ dedi.
Yahûdi Medine'ye gidip, Halîfe'ye derdini anlattı. Hz. Ömer, bir kemiğin üzerine bir şey yazıp adama verdi ve “Götür bunu vâliye ver” dedi.
Yahûdi bu yazışmadan pek bir şey anlamadı. ‘Bir kemik üzerindeki iki satır yazının vâli’ye ne etkisi olabilir” gibi düşüncelerle Mısır'a döndü. Kemiği valiye verince vâli korkudan tir titremeye başladı. Çünkü kemiğin üzerinde, “Allah’a yemin ederim ki, ben Nüşrivan’dan daha âdilim” yazılıydı. Vâli hemen Yahûdi’nin evini güzelce tâmir ettirdi ve geri verdi.
 
* HUKUK ÖNÜNDE EŞİTLİK
“Hukuk devletinde, devlet sınırlıdır. Hukuk ve özgürlükler, hukukun denetiminde olup, devlet de bunların denetleyicisi ve güvencesi konumundadır. Bir hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesine her koşul altında bağlı kalan devlet”tir.
İnsan temel hak ve hürriyetlerinin en önemlilerinden birisi de eşitliktir. Burada söz konusu olan yasa karşısında, kanun önünde eşitliktir. Batı hukukuna daha geçtiğimiz yüzyıllarda girmiş olan bu kavramın uygulamasının Türk tarihinde ve İslâm tarihinde çok güzel örnekleri vardır. Bunlardan birkaçını yukarda gördük.
Allah, Kur’an’da Rahman suresi 9. ayette ‘Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.’ buyurmaktadır. Bazı alimler bu teraziyi ‘adalet’in simgesi olan ‘terazi’ye de yormaktadırlar…
Hz. Muhammed Peygamber bir sözünde şöyle demektedir: "Sizden önceki milletlerin mahvolmasının sebebi içlerinden şerefli biri hırsızlık edince, onu cezasız bırakırlar; zayıf birisi hırsızlık edince, onu cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fatıma da hırsızlık etse, elini keserdim ve cezasız bırakmazdım."
‘Bir anlık adaletle hükmetmek 60 yıl / 70 bin vakit nafile ibadetten hayırlıdır’ denmiştir.
Adalet ve adaletin sorunlarıyla ilgilenmek, adaletsizliğe, haksızlığa, zulme karşı çıkmak yöneticileri adil olmaya teşvik etmek şahsiyetli her insanın daha doğrusu hepimizin görevidir. ‘En büyük cihat zalim sultan karşısında hakkı söylemektir’ yüce buyruğunu kulağımıza küpe yapmalı ve uygulamalıyız...
 
* ANAYASA DEVLETİN GÜCÜNÜ SINIRLAR
Devletin elindeki güçlerle ceberrut devlet, iktidarların despot iktidar, liderlerin diktatör haline gelmesi nasıl engellenecek? Bu konuda Sami Selçuk şöyle demektedir:
“Anayasa, devletin gücünü sınırlayan, bireylerin hak ve özgürlük alanlarıyla bunların çiğnenmelerine karşı denetim yollarını belirleyen, her türlü hukuk dışılığı dışlayan ve iktidarın tek elde toplanmasını engelleyen, gelişmeyi kurumsallaştıran metinlerdir. (Selçuk 2000, 101 a)” Dr. Sami Selçuk'un Hukuk Anlayışları, Sinan A. Sıcakyüz, İstikāmet, Sayı: 3, s.10-19, Yıl: 2011.
Selçuk’a göre, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir yerde bir düzende anayasa düzenle çatışmaz. Ancak 1982 anayasası hazırlanışı, sunuluşu, kabul edilişi, şartları ve içeriği itibariyle demokratik değildir ve toplumun beklentilerini de karşılamamaktadır.
 
* ANAYASA MAHKEMESİ YASAMAYI DENETLER
Milleti ve devleti ayakta tutan hukukta aranan kriter ‘adalettir’ ve hukuk adil olduğu ölçüde milletin birlikte yaşama iradesini güçlendirir. Devlette devamlılığın olmazsa olmaz şartı adalettir onun için ‘Adalet mülkün temelidir.’ denmiştir. ‘Küfr ile olur ama zulm ile olmaz’ denmiştir.
Devlet modelimizde ‘kuvvetler ayrılığı prensibi’ vardır: Yasama, yürütme ve yargı… Burada yasama (TBMM), halktan aldığı yetkiyle asıl; yürütme (iktidar) yasa koyucunun çıkardığı yasalara göre iç ve dış politikayı yürütmekle mükellef vekildir. Yargı ise ‘yasama’ ve ‘yürütme’nin uygulamalarını denetler. Yargı yürütmenin değil yürütme yargının denetimindedir…
“…Yasamayı Anayasa Mahkemesi anayasaya, hukuka, evrensel hukuk standartlarına uygunluk açısından denetler ve yasamanın çıtası da yerellikten evrensel hukuk çıtasına yükseltilebilir…” Eser Karakaş, ‘Hain projektörler ve çözüm önerileri’, Zaman, 22.5.2014)
 
* SANDIK HERŞEY DEĞİLDİR, ‘MİLLİ İRADE’ HİÇ DEĞİLDİR!
‘Demokrasi anlayış kıt seçimle iş başına gelen siyasi iktidarlar tek başına politika yapma yetkisine sahip olduğunu düşünürler. Bu yetkiyi başka bir erkle paylaşamaz ve yaptığı işin de demokrasi olduğunu dayatabilirler. Bu bakış açısıyla demokrasi sadece halkın oyu ve sandıktan ibarettir.’ ki bu görüş son derece çarpıktır…
 
* YARGI DİKTATÖRLÜĞÜNE DİKKAT: MENDERES’İN İDAMI KOMEDİSİ
Burada bir şeye çok dikkat etmemiz gerek: Yargı mutlaka güzel ahlak prensipleriyle donanmış, bağımsız, tarafsız ve adil olmalıdır. Aksi halde ‘yürütme’nin diktatörlüğünden kaçarken ‘yargı’ diktatörlüğü zulmüne maruz kalınabilir…
Adnan Menderes ve iki arkadaşının 1960’da güya yargılanmasındaki adaletsiz siyasi yargılanma ‘yargı diktatörlüğü’nün ibret verici bir zulüm örneğidir… Allah ülkemizi böyle zulümlerden korusun…
 
* HUKUKUMUZUN AÇMAZLARI, YENİ BİR ANAYASA VE HUKUK DEVLETİ
İktidarların, siyasilerin ve yargı mensuplarının yanlış, hatalı tutum ve karaları nedeniyle son yıllarda yargı büyük güven kaybına uğramış bulunmaktadır. Burada herkesim kendine çeki düzen vermek zorundadır. Adalete güvenin kaybolduğu yerde iktidarlar da bu güvensizlik kıyametinde kaybolur boğulur gider -Allah korusun-…
Eski Yunan kültüründe hırsızın malı yakalanmadan çalarsa kahraman ilan edilmesi bizim medeniyetimize göre hiç de ahlaki değildir. Yöneticilerimiz bunun üzerinde hassasiyetle düşünmelidir…
İktidarımızın ve siyasilerimizin hem ‘milli hukuk’tan bahsetmesi hem de AB hukukunu ve uluslararası hukuku Türkiye hukukunun üzerinde tanımaya imza atmaları siyasilerimizin samimiyet karnesidir. Aslında hukukumuz dünya hukukunun da örnek alacağı bir hukuk sistemi olmalıdır, dün böyleydi…
İktidar ve belediyelerin ‘biz yapalım, nasıl olsa kanununlar arkamızdan çıkarılır / nasıl olsa yasayı çıkaracak olan da biziz!’ tavrı hukuksuzluğumuzun bir numaralı göstergesidir.
İktidarların (yürütmenin), yasama (TBMM) ve yargı’yı ayak bağı olarak görmesi, yargı’ya yaptığı parti mitingleri üzerinden veya telefonla arayarak talimatlar vermeye kalkarak ‘yargı’yı etkilemeye çalışmak veya yargı’nın verdiği ‘yürütmeyi durdurma kararları’nı tanımamak uygulamamak ne acı bir hukuk tanımazlık örneğidir…
 
*‘İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNE DAYALI HUKUK DEVLETİ’
Millet Partisi, Türkiye’nin bir ‘hukuk devleti’ olmasını şart koşmaktadır. Onun için ‘hukuk devleti’ şartını ‘Muhteşem Türkiye’ hedefinin 1. maddesine koymuştur: ‘İnsan Hak Ve Hürriyetlerine Dayalı Hukuk Devleti.’
“Devlet otoritesinin meşruiyet kaynağı adalettir. Hukuk devletinin işlevsel hale gelmesi ve devletin bekasının güvencesi de adalettir. Bunun için ‘adalet mülkün temelidir’ denmiştir.
Hukuk devleti, tüm faaliyetlerinde hukukun üstünlüğü ilkesine ve yargı denetimine bağlı kalan; hukuk ve adalet ilkelerinden milim sapmayan, yurttaşların haklarını, özgürlüklerini, eşitliklerini gözeten ve güvence altına alan devlet olarak tanımlanabilir. Ayrıca belirtmeliyiz ki hukuk devleti, sadece yurt içinde değil uluslararası ilişkilerde de adaleti, hakkı, hukuku egemen kılmalıdır.
“Demokrasimizin ve cumhuriyetin temeli, hukuk nizamıdır. Hukuka bağlı olmayan cumhuriyet ve demokrasi iddiaları, örtülü diktatörlük hayallerini oraya koyar. Demokrasiyi bir azınlık veya çoğunluk zorbalığına dönüştürmekten korumanın çaresi insan hak ve hürriyetlerine dayalı hukuk devletidir. Demokrasi ancak bu ortamda var olabilir ve sonuçlar doğurur. Bu yüzden Türkiye’nin bir hukuk reformunu gerçekleştirmesi şarttır.” (Aykut Edibali, Bayrak, yıl 1999, sayı: 1159, s. 6), Nejat Cebeci, Yeniden Milli Mücadeleden Muhteşem Türkiye’ye Millet Partisi, Bayrak Yayıncılık, yıl: 2011, s: 411,412
 
* TÜRKİYE’YE LAZIM OLAN ŞEY ‘HUKUK DEVLETİ’ OLMAKTIR’
Millet Partisi’ne göre anayasamız toplumsal bir mutabakatla yeniden yazılmalıdır. Ancak bu yeterli değildir, asıl önemli olan Türkiye’nin bir ‘hukuk devleti’ olmasıdır. TRT-HABER’e konuşan Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali, İngiltere’nin yazılı bir anayasası olmadığını, ABD’nin 200 sene önceki anayasa ile idare edildiğine değinerek, ‘Biz bir zamanlar 21 anayasası diyorduk ama Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacından daha çok Türkiye’ye lazım olan şey ‘hukuk devleti’ olmaktır’ demiştir…
 
* YARGI ‘VİCDANI İLE CÜZDANI ARASINDA SIKIŞMIŞ’ HALDEN KURTARILMALI
Gün gelecek yine toplumumuz ‘hukuk toplumu’, devletimiz ‘hukuk devleti’ olacak inşallah!.. Yargımız ve hakimlerimiz ‘vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmış’ halden kurtulacak; güzel ahlakla bezenmiş Allah korkusuyla dolu vicdanla, tarafsız, bağımsız ve adaletle karar verecek duruma gelecek…
Bu millet, dünya tarihine adını ‘Adil Türkler’ diye altın harflerle yazdırdı, öyle bilinir. Bu tarihte böyleydi, bozulan düzen düzelmeli ve bundan böyle de ‘adil’ olmalı, olacak… (1.6.2014)
Bu çalışmayı seminer konuşması olarak hazırlamış ve 1.6.2014'te bitirmiştim. Ancak internet ortamına koymayı atlamıştım. ‘ADALET ‘SOS’ VERİYOR, İKTİDAR SAVAŞLARI DEVAM EDİYOR’ başlıklı yazım üzerine tekrar gündeme geldi. Bir birini tamamlıyor gibi… İnternete de taşınsın istedim, belki birimizin işine yarar… (17.8.2014)


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.