KARAMAN HOCA’NIN YANILGISI ÜZERİNE
MEŞRU BİR HEDEFE GAYRİ MEŞRU YOLLARDAN DEĞİL MEŞRU YOLLARDAN GİDİLİR!..
HİKMET SOFU
Tüm yazılarını olamasa da Mümtaz’er Türköne’nin de, Hayrettin Karman Hoca’nın da yazılarını okumaya çalışırım…
Mümtaz’er Türköne, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na seçilip göreve başladığında, bu görevi kabulünde Türköne’yi ‘tutarsızlık’ sebebiyle eleştirmiştim…
 
‘İLİM ÇİN’DE DE OLSA ALINIZ’
Ama şu yazı sebebiyle hem akıl, hem de Hz. Peygamberin ‘İlim Çin’de de olsa alınız’ kutlu sözü gereği kutluyorum. Eğer okumaya zamanınız varsa sizlerin de bu Karaman-Türköne değerlendirmesini ilginç ve faydalı bulacağınıza inanıyorum ve dikkatlerinize sunuyorum… Bizimkisi eleştirmekten öte bilgi sahibi olmak ve bildiklerimizle amel etmek (bildiklerimizi yaşamak)… Ölünce iş bitiyor, istesek de amel etmek için geriye dönüş yolu tıkalı…
 
Mümtaz’er Türköne’nin 15.1.2014 tarihli Zaman’daki yazısından bir paragraf şöyleydi:
“Orta yerde bir "havuz"dan bahsediliyor. Rivayet o ki, havuzun kendisi Hayrettin Karaman hocamızın bir fetvası ile vücut bulmuş. Hoca, kendi köşesinde bu fetvayı eksiksiz-dürüstçe nakletti; yani kaynağımız doğrudan kendisi. Birileri Hoca'ya gelip şu sual ile fetva istemiş: "Devletten veya belediyelerden haklı ve meşru olarak ihale alıp istifade ve kâr eden kimseleri, yardımda bulunsunlar diye hayır kurumlarına yönlendirsek bunda bir sakınca var mıdır?" Yine bütünü Hayrettin Karaman Hoca'ya ait "Elcevab" faslı şöyle: "Hayır işlesin diye teşvik ve sevk ettiğiniz kimseler Müslüman iseler ve siz istemeseniz bu yardımı yapmayacak idiyseler ve/veya bir daha iş ve ihale alamam diye bu yardımı yaparlarsa bundan ecir (sevap) alamazlar. Ama kayıtlı ve şeffaf olmaları şartıyla hayır kurumları bundan istifade edebilirler; çünkü onların bir zorlamaları ve baskıları söz konusu değildir, verenin de baskı altında verdiği bilgisine sahip değillerdir."
 
BİR İHALENİN VEYA HAKEDİŞİN BİR HAYIR KURUMUNA BAĞIŞ ŞARTINA BAĞLANMASI, ÖDENEN PARAYI RÜŞVET OLMAKTAN ÇIKARTIR MI?
 
KAMU GÜCÜNÜ İSTİSMAR EDEREK ÇIKAR SAĞLAMAK SADECE RÜŞVETTEN İBARET DEĞİL. İLTİMAS, İRTİKAP, ZİMMET, HIRSIZLIK, DOLANDIRICILIK, SAHTECİLİK, GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA, DOLANLI İFLAS, RESMÎ İHALE VE ALIMLARA FESAT KARIŞTIRMA, VERGİ KAÇAKÇILIĞI, HAYALÎ İHRACAT, GÜMRÜK KAÇAKÇILIĞI GİBİ SUÇLAR, TIPKI RÜŞVET GİBİ DEVLETE AİT BİR YETKİYİ SUİSTİMAL EDEREK İŞLENEBİLİR. AMACINIZ HAYIR İŞLEMEK OLUNCA, SUÇUN NİTELİĞİ DEĞİŞİR Mİ?
 
BAĞIŞ İÇİN HER TÜRLÜ DEVLET RANTINDAN ALINAN PARA, MİLLETİN CEBİNE GİRMESİ GEREKEN BİR PARADIR. İHALEYİ ALAN MÜTEAHHİT DE ZATEN BU BAĞIŞI MALİYETİNE EKLEMEKTEDİR. UCU BEYTÜLMAL’E DOKUNDUĞUNA GÖRE BAĞIŞ PARASI “RÜŞVET” FASLINA GİRMEKTEDİR.
 
Türköne 16.1.2014 tarihinde de aynı konuya devam ediyor. İşte yazıdan birkaç paragraf:
“Hayrettin Karaman’a sorulan sual ve verdiği fetva, 27 Aralık 2013 tarihli Yeni Şafak’ta, kendi köşesinde mevcut. Devletten ihale alanların, gönülsüz bile olsalar hayır kurumlarına -metazoru- bağış yapmalarına hocamız cevaz veriyor. Ben bu fetvanın, yolsuzluğa ve rüşvete kılıf arayanların önüne çok geniş bir meşruiyet alanı açtığını düşünüyorum. İslam hukukçuları şu suallere cevap vermeli: Bir ihalenin veya hakedişin bir hayır kurumuna bağış şartına bağlanması, ödenen parayı rüşvet olmaktan çıkartır mı? Muhtemelen vatandaşlar da cevaba bağlı olarak şu soruyu soracaktır: Devlete mahsus yetkiler (ihale verme gibi) kullanılarak temin edilen bağışlarla (veya rüşvetle) inşa edilen camilerde namaz kılınır mı, eğitim kurumlarında din öğrenilir mi? Kolayca çözülecek gibi görünen bir sorun; ama mesele maalesef bu kadar basit değil. Hayrettin Hoca’nın açtığı kapıdan girince karşımıza devletin ekonomik iktidarının hüküm sürdüğü çok geniş bir alan çıkıyor. Fıkıh âlimi bu alanı tanımadan muhakeme ve mukayese yürütmemeli.
Kamu gücünü istismar ederek çıkar sağlamak sadece rüşvetten ibaret değil. İltimas, irtikap, zimmet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, dolanlı iflas, resmî ihale ve alımlara fesat karıştırma, vergi kaçakçılığı, hayalî ihracat, gümrük kaçakçılığı gibi suçlar, tıpkı rüşvet gibi devlete ait bir yetkiyi suistimal ederek işlenebilir. Amacınız hayır işlemek olunca, suçun niteliği değişir mi? Doğrudan devlet rantının ülke ekonomisinin hemen hemen yarısını kaplayan geniş alanına adım atmış oluyoruz. Devlet rant yaratıyor ve birileri siyaset üzerinden bu ranta kestirme yollar arıyor. Hoca’nın fetvası tam burada her kapıyı açan bir maymuncuğa dönüşüyor. Devlet rantından bağış yapılabilir mi?
Devlet dört aracı kullanarak, egemenlik hakkı gereği rakipsiz bir ekonomik güç kullanır: Para basmak, vergi toplamak, hizmet ve mal alıp satmak, kamuya ait (madenler, su kaynakları gibi) kaynakları tasarruf etmek. Kocaman finans sektörü, devletin mübadele aracı olarak para basma ayrıcalığı üzerinden işlemektedir. Siyasetin birçok kişi için asıl cazip tarafı, devletin bu ekonomik gücünü kontrol etmek ve böylece özel çıkarlar sağlamaktır. Devlet iktidarını kullanarak, devlet marifetiyle oluşan bir ekonomik değer üzerinden para kazanma çabasına “rant kollama” adı verilir. Cep telefonu ve elektrik üretim lisanslarından, barajlarda toplanan suyun bize satılmasına kadar çok geniş bir alandır bu. “Rant kollama”nın aşamaları vardır. Ruhsatlar, izinler, teşvikler, gümrük kotaları ile devlet doğrudan bir ekonomik değer yaratır. Yaratılan bu değerler sonra birilerinin cebine gider. Adil ve eşit rekabet yok ise, iktidara yakın olanlar büyük gelirler elde ederler. Birileri düzenli olarak siyasî ilişkiler üzerinden bu rantları ele geçirir. Siyasetçi bu gücü yozlaştırarak, iktidarını perçinleme yolları bulabilir. Üçüncü köprü ve havaalanı ihalesi ile, şayet savcılık bir türlü soruşturmadığı Sabah-ATV satışı arasında bir ilişki kurmuşsa, karşımızda büyük çaplı ve organize bir “rant kollama” ve siyasetin finansmanı sorunu çıkmaktadır.
Doğru olan, kamunun yarattığı rantı vergilendirip hazineye dahil etmek veya eşit rekabet koşulları ile ekonomiye kazandırmaktır. Erdoğan Bayraktar istifa açıklamasında “kent rantı” için neden kanun çıkmadığını sorgularken, bu “kayıp vergi”ye işaret etmişti. Kısaca bağış için her türlü devlet rantından alınan para, milletin cebine girmesi gereken bir paradır. İhaleyi alan müteahhit de zaten bu bağışı maliyetine eklemektedir. Ucu Beytülmal’e dokunduğuna göre bağış parası “rüşvet” faslına girmektedir.”
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.