Çocuk dediğimizde ilk aklımıza gelen oyundur. Çocuk demek Oyun demektir. Çocukluk dediğimiz yaş aralığında çocuk için, vazgeçilmezlerden ilki oyundur. Çocuk hareketlendikçe, yürüdükçe oyunla büyümesine devam eder ve ufku gelişir. Oyun arzusu bitmez. Büyük bir insan olduğunda da oyun oynama arzusu olur. İş güç ve gelecek kaygısı, zamanı olmadığı için büyük adam olunca doğal olarak oyuna zaman ayıramaz.  Çocuğun gelişiminde oyun en önemli faktörlerdendir. Çocuk doya doya oynayıp çocukluğunu yaşamalıdır. Çocuk zıplamalı, koşmalı, dağlara, taşlara, ağaçlara tırmanmalı. Sokakta topa vurmalı ve komşunun penceresinin camını kırmalı.

Oyun, çocuğun büyüme devresinde, arkadaşlarıyla oynayarak sosyalleşmesini sağlamış olur. Gurup kurmayı, paylaşmayı, sıra beklemesini, kendini ifade etmesini, haklara saygı göstermesini çocuk arkadaşlarla oynadığı oyun yoluyla öğrenir. Az oyun az sosyalleşme demektir. Çocuk kazanmak için oyunla planlama ve hesaplama yollarını öğrenir. Çocuk, oyun rakibi ile nasıl baş edebileceği planlarını yapmak zorunda. Seksek taşının kareler içine girmesinin hesabını, topu galeye nasıl atarsam gol olur hesaplarını yapar..

Kısaca, oyun içinde çocuk kazanmayı- kaybetmeyi, sevinmeyi-üzülmeyi, heyecanı-sakinliği, onuru-gururu, başarıyı-başarırsızlığı, mutluluğu kısaca duygusal gelişimini sağlar. Çocuğu, oyun mutlu eder. Mutluluk, sonuç alındığında beyinde oluşan güzel duygu birikimidir. Oyunu kazandığında çığlık atması mutluluğun şekli görüntüsüdür. Çocuk oyunla olumlu olumsuz duygularını keşfeder, başkalarının duygularını görür ve kendi duygularını ifade etmesini sağlar. Çocuk, oyun sayesinde hayata atıldığında yaşayıp sahip olması gereken rollere hazırlamış olur kendisini. Oyun, çocuğun gelecek provasıdır.

Bütün bu güzel kazanımları, maalesef günümüz çocukları kazanamamaktadır. Maalesef günümüz çocuklarının eksikliği modern yaşama şartları, şehirlerde apartman hayatı ve illa ki eğitimdeki yarışma koşulları çocuğun oyun oynamasını zorlaştırmıştır/elinden almıştır.

Oyun nerede oynanır? Sokakta. Sokak araçlarla dolu. Oyun için sokak yok, boş bahçe  ve arazi yok.  Eskiden sopalarla, kibrit çöpüyle, toprakta oynanan çiviyle, gazoz kapakları ile oynanırdı. Evlerdeki geniş oyun oynama havluları yok artık. Çok katlı küçük evlere sıkışmış aileler içindeki çocuklar oturduğu yerde hareketsiz; bilgisayar, cep telefon, tablet ile saatlerce meşgul ve hareketsiz kalmakta.

Bugünlerde 10 yaşında Atakan ile karşı karşıyayız.  Ama çocuk olarak yaşamıyor. Kristal çocuk ismini vermişler. O da oyun oynamıyor. Kitap okuyor.

Atakan ne diyor: “Adım Atakan. Bu kadar. Fazla anlatabilecek hayat hikayem yok. Metafor uzmanıyım desem olmaz, beyin cerrahıyım desem olmaz, cumhurbaşkanıyım desem olmaz, vb…” Bu arada okuduğu kitapların bazılarını da sayıyor. Felsefe üzerine çok kitap okuduğu anlaşılıyor. Jean Jeaques Rousseau’nun ‘Toplum Sözleşmesi’, Platon’un ‘Devlet’, Richard Dawkins’in ‘Yeryüzünde En Büyük Gösteri’, ‘Tanrı Yanılgısı’, ‘Gen Bencildir’ isimli kitapları okuduğunu söylüyor. Ayda 50 kitap okuduğunu söylüyor. Günde 2 kitap! Uyku, okul, ödev yok. Oyun zaten yok. Bu çocuk değil, kristal çocuk.

50 yaş ve üstü insanlarla konuştuğunuzda, “Ah nerde o eski günler”, Ah nerde o eski bayramlar”, Ah nerde o eski çocukluk günleri” gibi söylemlerle karşılaşırsınız. Ben bu tür söylemlere katılmıyorum ama, bazen katılmamak mümkün değil. Geçmişimiz önemli. Özellikle eskileri yazarak geleceğe aktarmak gerekir. Yazamıyorsan senden sonrakilere kalıcı bir şekilde söyleyerek aktarmalıyız. Yazmak önemli; söz uçar yazı kalır. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Öyleyse geçmişimizi gündeme getirmeliyiz, aktarmalıyız.

30-40 yıl önce doğmuş kişilerin, bugünün çocuklarından farklı çocuklukları vardı.
Televizyon izlenmez ve okuldan geldikten sonra akşama kadar sokakta oynarlardı. İnternet olmadığı için, internet arkadaşlığı yerine sokaktaki oyun arkadaşlığı vardı. Her gün kuru fasulye ve bulgur pilavı yediğimiz halde kilo almazlardı. Pet şişesi suyu değil, musluktan avuçları içine suyu akıtarak içerdi. İlla ki bardakla su içilecekse tüm arkadaşlar aynı bardakla su içerdi, kolay kolay hasta olunmazdı. Satın alınan oyuncak olmazdı. Hayvan tüyünden yapılmış topla oynanırdı. İnşaat çivisiyle, çivi bulunamıyorsa sopalardan çivi yapar çivi oyunu denilen oyun oynanırdı.
İstendiği zaman komşunun evine girilir, oynanır, yemek vakti gelirse yemek yenebilirdi. Gerçek komşuluk ve gerçek arkadaşlık vardı.
Fotoğraf makinesi varsa renksiz çekerdi ama çok renkli anlar olurdu.

İşte bu nesil örnek alınması gereken nesil. Büyüklerin söylediklerini duyan/uygulayan/dinleyen nesillerdir.
Hoş kalın. Mart 2020, Anamur. İsmet Kadıoğlu.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.