Röportaj:
Gurbet Bülbülümüzü Vatan Toprağı Çekti

Şimdiye kadar yalnızca sahnede gördüğüm opera sanatçılarından biri ile yüz yüze söyleşi yapacağım için oldukça heyecanlıydım. Toprak zeminli, bol ağaçlı bir kafede buluştuk Ayşe Göknur Şanal ile. Hafif bir resmiyetle elimi uzattım. O ise beni kendine çekerek yanaklarımdan öptü. Kim demiş o uzak anakarada doğup büyüdüğünü? Karşımda bal gibi de bir “yurdum insanı” duruyordu işte.

Söyleşiye yaşam öyküsüyle başladık. “Avustralya’da doğdum.  Ailem bir ara Türkiye’ye döndü ve böylece ilkokulu Anamur’da okudum. Daha sonra ise temelli olarak yurtdışına yerleştik. Kısa bir süre önce kaybettiğim annem Kadriye Köle Şanal çello çalan, koro şefliği yapan aktif bir müzik öğretmeni idi. Evimizde hemen tüm müzik aletleri vardı. Yeteneğimi ilk fark eden de o oldu. Henüz beş yaşındayken beni Ankara Devlet Konservatuarından Taner Solukçu hocaya dinletmişti. Daha sonraki hocalarımın da teşvikiyle müzik eğitimim başladı. Sydney Konservatuarı’nda okurken ülke çapındaki bir şan yarışmasında birinci oldum. Kazandığım bursla gittiğim Londra Kraliyet Kolejinden de mezuniyet aldım. Daha sonraki birkaç yarışmada da birincilik alınca New York Metropoliten Operasına stajyer olarak kabul edildim. Orada deyim yerindeyse “cilalandıktan” sonra Opera Avustralya’da başrol sanatçısı olarak göreve başladım. Bu arada İngiltere, Almanya ve Japonya’da da konserler verdim”

Türkiye’ye ilk gelişiniz mi? “İlk gelişim Çanakkale Zaferinin yıldönümünde oldu. Avustralya’yı temsilen Anzak Dostluk Konserinde yer aldım. Geçen yıl da Mersin Uluslararası Müzik Festivalinde mozaik bir konser sundum. Yani hem opera, hem de türkülerimizden parçalar okudum. Şartlar nedeniyle anavatanıma gelmek biraz geç kısmet oldu. Ama artık toprağımın beni çektiğini hissediyorum. Daha sık gelmek, Türk müziğini daha yakından incelemek ve akrabalarımla buluşmak istiyorum”

Eğitiminiz Klasik Batı Müziği, ama Türk ezgileri de söylüyorsunuz. Zor değil mi? “Bence müzik ırk, dil tanımayan evrensel bir olgudur. Klasik Batı Müziğinin dinleyicisi maalesef az. Bence sevmek için canlı dinlemek gerekiyor.  Zaten bizim sesimiz de mikrofonsuz olarak dört-beş bin kişilik salonların en arkasından duyulacak şekilde eğitiliyor. Mersin konserimin bitiminde yanıma gelen bir kadın izleyici, ilk kez opera dinlediğini belirterek “Radyoda izliyor olsaydım, sesinizi hemen kapatırdım. Ama dilini anlamadığım halde müziğiniz beni bambaşka dünyalara götürdü” dedi. Çok sevindim, çünkü başarmak istediğim tam da buydu. Türk müziğini de çok seviyorum. Özüne sadık kalarak, süslemelerini bozmadan ama kendi duygularımı da katarak söylemeye gayret ediyorum. Geçen Nisan ayında Sydney Operasında bir türkü konseri verdim. Bu bir ilk olmasına rağmen çok ilgi gördü”

Söyleşinin sonunda talebimizi kırmayarak, kafe sakinlerinin şaşkın ama mutlu bakışları eşliğinde bize de bir mini konser verdi. “Atatürk’ün sevdiği şarkılardan” Fikrimin İnce Gülü ile başladı, Drama Köprüsü, Çalın Davulları ve Zülüf Dökülmüş Yüze ile bitirdi. Onu izlerken, “şarkı söylemek için doğanlardan” biri olduğunu düşündüm. 1977 doğumlu olduğunu söylemişti. Ama bana kalırsa, gözbebeklerindeki çocuk safiyeti ve yüzündeki içten gülümseme asla reşitliğini kazanamayacak…

                                                                              

 Şadiye Zeyneloğlu Çelik- MERSİN

Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İlgili Haberler