HİKMET SOFU
TÜRKİYE: ABD İLE RUSYA ARASINDA!..
Aylardır ertelenen Putin-Erdoğan görüşmesi nihayet geçtiğimiz hafta Putin’in İstanbul’a inişi ile gerçekleşti…
Erdoğan-Putin zirvesi hem Türkiye-Rusya hem de bölgemiz ve dünya için önemli. Erdoğan-Putin görüşmesi şimdiye kadar 30 kez tekrarlanmış… 10 yıllık Erdoğan iktidarı için ne kadar da güzel bir rakam… Ve bu arada Türkiye-Rusya arasındaki ticaret hacmi 35 milyar dolara ulaşmış, Erdoğan hedefi 100 milyar dolar olarak öngörmüş…
Bu tür görüşmelerde eğer Türkiye, ABD’den bağımsız kendi aklı ile kararlar verebilmeyi öğrenirse hem Türkiye ve Rusya için hem bölgemiz, hem ABD hem de dünya için hayırlı olur. Bölgemiz ve dünya barışı için süper olur…
Türkiye bu gerçeğe Türkiye özellikle dostu olduğu ABD’yi inandırmalı… Sonra da Rusya, Çin, Almanya, İngiltere, Fransa… yöneticilerine ve entelektüellerine…
Acaba Türkiye’nin, Türkiye’nin dünya barışına yapabileceği katkıları (Türk Milletinin tarihi misyonunu) tüm dünyadaki siyasetçilere, düşünürlere, ilim adamlarına, edebiyatçılara, sanatkarlara ve de tüm insanlara anlatabilecek bir projesi var mı?
Avrupa’daki Türk düşmanlığını ve dünyadaki İslam’a ve Hz. Muhammed Peygambere olan kini-nefreti sempatiye çevirecek o kadar nedenimiz var ki… Ama her nedense siyasilerimiz kin ve nefretin üzerine körükle gitmeyi maharet sayıyorlar mı ne?
Bir başka gerçek de 1990’lı yıllarda demir dövmekle başladığımız Türk devletleriyle ilişkilerimizi doğru dürüst ve bağımsızca yönetemediğimiz ve ABD’nin Orta Asya’ya açılan kapısı olma görüntüsüne dönüştürmemiz bizim ve Türk devletleri için kayıp hanesine yazılırken; Rusya’nın artı (+) hanesine yazmayı başardığı...

ULUĞ TÜRKİSTAN, DOĞU TÜRKİSTAN VE ÇİN
Doğu Türkistan-Çin demek için daha çok ekmek yemek gerek… Doğu Türkistan diye bir yer var mı? Orası Uluğ Türkistan’ın bir parçası değil sanki! Belki Sinkiang (Sincan) deyince daha kolay anlaşılıyor dünyada (Sincan: Çince sonradan elde edilmiş ülke demekmiş. İyi ki öyle demişler. Yarın nerden elde edilmiş diye akla gelir ve bir Türk ve İslam beldesi Doğu Türkistan hatırlanır inşallah…)
Bu arada medyaya yansıyan haberlere göre Papalık önümüzdeki 20 yıl içinde Çin halkını Hıristiyanlaştırmayı hedefine koyduğunu ilan etmiş… Acaba Çin Hıristiyanlaşmakla kurtulabilecek mi? Veya Çinli yöneticiler bu Haçlı istilasına karşı koymak için ne düşünüyorlar? Mesela Doğu Türkistanlıların (Uygurlar) davetine kulak vererek İslam’la şereflenirler mi?

‘DİNLERARASI DİYALOG’ VE PAPALIĞIN ÇİN’İ HIRİSTİYANLAŞTIRMA HEDEFİ…
Roma’da yayınlanan bir kitaba göre gelecek 20 yılda Çin, dünyanın en büyük Hıristiyan devleti olacakmış.
Harvard Divinity School Üniversitesinden Prof. Harvey Cox, ‘Catholic Engagement with World Religions’ isimli kitabın tanıtımını yaparken şöyle demiş: “Dinlerarası diyalog Çin’de gördüğümüz gibi bir şey. Dinlerarası diyalog sayesinde Çin gelecek 20 yılda en büyük Hıristiyan devlet olacak; her gün bu tabloya doğru yaklaşıyoruz.”

TÜRKİYE-RUSYA ARASINDA SURİYE ÇATLAĞI: ‘SURİYE HALKI KENDİ KADERİNE KENDİ KARAR VERMELİ’
Ama Suriye konusunda Sayın Erdoğan ABD ile Rusya arasında sıkışıp kalmış gözüküyor, daha doğrusu ABD menfaatleri doğrultusunda karar kılınmış intibaı veriyor…
ABD, Suriye’den Esad’ı def etmeyi Türkiye’ye havale ederek Sayın Erdoğan ve Davutoğlu’nu hayal kırıklığına uğratıyor. Erdoğan için bir zamanlar kanka olduğu Esad’ın defi artık ölüm kalım meselesine dönüşmüş gibi…
Ancak bu defin önündeki en büyük engellerden biri Rusya… 3 Aralık’ta İstanbul Dolmabahçe’de yapılan Erdoğan-Putin görüşmesinde, Putin, Türkiye’ye NATO tarafından patriot yerleştirilmesine ‘patiotların artık devrini doldurduğu’ şeklinde bir gönderme yapmış ve bu görüşmenin üzerinden bir hafta geçmeden 9 Aralık’ta Cenevre’de konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Esad’ın kaderiyle ilgili bir müzakerede yer almayız” demiş ve ilave etmiş:
"Esed'in ayrılması ile ilgili konuda bitmeyen konuşma yapmak yerine, silahlar bırakılıp masaya oturulmalı."… "Biz Libya tecrübesinin Suriye'de uygulanmasına izin vermeyeceğiz. Maalesef, batılı ortaklarımız Cenevre Mutabakatı'ndan, Esed'in ayrılacağını çıkarıyor. Ancak Rusya Suriye'de herhangi bir lider konusunda bağımlı değil. Suriye halkı kendi kaderine karar vermeli."
Lavrov’un söylediği, ‘Suriye halkı kendi kaderine kendi karar vermeli.’ sözü aslında Türkiye’nin tezi olmalı değil miydi? Yazık, çok yazık… Nerede bağımsız dış politika? Nerede ‘stratejik derinlik’?
Hani Erdoğan bağımsız bir ülkenin başbakanıydı?
Bir de Sayın Erdoğan, ‘Türkiye NATO toprağıdır’ demez mi? Ayıkla pirincin taşını…
Tabi NATO Müttefik Kara Komutanlığı’nın 1 Aralık 2012’de İzmir Çiğli’ye taşındığını da unutmayalım… Ve Libya’nın ‘Arap Baharı’ adı ile vurulup ateşe verildiği NATO hava üssünün de Çiğli’de olduğunu…

ERDOĞAN’IN IMF’LE REKLAMI…
Başbakan Erdoğan, ‘Uluslararası Para Fonu’na 900 milyon dolar borcumuz kaldı. Şubat ve Mayıs’ta (2013) Türkiye’nin IMF’ye borcunu tamamen sıfırlıyoruz’ ‘IMF’ye 5 milyar dolar borç verme konusunda müzakereleri başlattık; IMF’den borç alan ülke konumundan, IMF’ye borç veren ülke konumuna yükseldik. Dün alan el idik, bugün veren el oluyoruz.’ demiş…
Demiş ama, 2002 yılında 222 milyar dolar olan iç ve dış borcumuz 2012 yılında 615 milyar dolara çıkmış… Hem de birçok kamu şirketinin yabancılara satılmasına rağmen…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.