TÜRKİYE’NİN TEK BAŞKENTİ VAR
KÜRTLERİN GERÇEK TEMSİLCİLERİ NE ZAMAN SAHNEYE ÇIKACAK?
 
HİKMET SOFU
Demirtaş, Türk, Baydemir, Tuncel, Kürkçü gibi etnik bölücüler, ayrılık peşinde koşturanlar; Kürtler adına konuşma hakkını nereden, kimden, nasıl alıyorlar? Ortadoğu’nun, Türk ve İslam dünyasının yer üstü ve yeraltı zenginliklerini hortumlayabilmek için ‘böl-parçala-yönet’ taktiğini kullanan dayılarından ve isyancı katil pkk’lıların silahlarından mı?
Kürt aşiretlerimizin Selahaddin-i Eyyübi gibi, İdris-i Bitlisi gibi gerçek temsilcileri nerede? Kürt bilgeleri ne zaman ‘dilsiz şeytan’ olmaktan kurtulup gerçekleri haykıracaklar ve topluluklarına iki cihanda da yüzlerini ak çıkaracak liderliği yapacaklar? Bugün haykırmazlarsa yarın geç olmaz mı? Ne demişler: ‘Dünya üç gündür. Dün geçti, yarının geleceği belli değil, sen bugününü iyi değerlendir!’
 
TÜRK MİLLETİ’NİN ALTIN TUĞLALARI
Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Arabistan topraklarını Osmanlı himayesine alan ve kendisine ‘Hakim-ül Harameyn-iş Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin hükümdarı)’ unvanıyla değil; ‘Hadım-ül Harmeyn-i Şerifeyn (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi)’ unvanıyla hutbe okunması nezaketini gösteren Osmanlı İmparatorluğunun veli ve fatih padişahlarından Yavuz Sultan Selim, “Dünya bir padişaha çok, iki padişaha az” demiş…
Yavuz zamanında ‘dağınık ve birbirleriyle çatışmalı irili ufaklı yüzlerce Kürt aşiretinin’ Safaviler’i değil Osmanlıları tercih etmesini sağlayan; Safaviler’i Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’dan atarak Türk-Kürt birliğini gerçekleştiren ve Kürtlerin devlet içerisinde aktif-etkin bir aktör olarak bugüne kadar gelmesini sağlayan bilge insan İdris-i Bitlisi…
Birbirine karışıp kaynaşarak kimisi Kürt’leşen Türk boyları, kimisi Türk’leşen Kürt aşiretleri ve de 5 veya 6 milyon gibi oldukça yüksek Türk-Kürt evliliğinden kurulan ailelerle birbirine geçmiş ayrılmaz bir yapıyla Hz. Nuh ve Hz. Adem’in nesli… Halil İbrahim Milleti…
Her biri İslam imanı ve inancı ile yoğrulmuş putperestlerin ödünü koparan mehteranın yapı taşları! Haçlı putperestlerinin saldırılarını Toroslar’da, Kudüs’te, Preveze’de, Mohaç’ta, Estergon’da … ve son olarak da Çanakkale ve Kocatepe’de; ‘Allah Allah’ tekbirleriyle eriten; ‘cihana nizam vermek; hak, hukuk ve adaleti sağlamak, barışı kurmak kutsal misyonuyla görevli bir milletin altın tuğlaları…
Rus ve emeryalist güçlerin tahrikiyle Osmanlı İmparatorluğuna isyan ederek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da (Vilâyat-ı Sitte) bir Ermenistan devleti kurma hayaliyle 524 bin Müslümanın katili soykırımcı Ermeni komitacılara karşı kahramanca direnen, gereken cevabı veren; Revan’da, Kars’ta, Van’da, Erzurum’da … ‘Bitlis’te beş minare’ kıyametini yaşamasına rağmen affedici bir millet… Türk veya Kürt kimliğine bürünerek kendi kimliğini haince gizleyen besleme Ermenilere rağmen büyük bir millet…
 
ETNİK BÖLÜCÜ KATİLLER YARGILANMALI
10 Ocak’ta Paris'te bir suikaste kurban giden pkk'lı uşaklar Sakine (Sara) Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez ve Moskova’daki bir suikastte geberen mafya babası ‘ded Hasan’ (Aslan Usoyan)…
Keşke Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu eli kanlı katilleri getirtip adaletle yargılayabilse, suçlarını boyunlarına asma iradesini gösterebilse ve dünya adalet tarihine adını şanla şerefle yazdırabilseydi…
Gerçi hala iktidarımızın bu sansı var: 40 bin canımızın ve millet arasına ayrılık tohumlarının ekilmesinin sorumlularından İmralı’daki kiralık katil apo!..
Katillerin yaptıkları yanlarına kar kalmamalı, tetiği çektiren güçler de bulunmalı ki şehitlerimizin üzerimizde hakkı kalmasın…
 
OSMAN BAYDEMİR BU CESARETİ NERDEN ALIYOR?
İktidarın, Paris’te bir pkk iç hesaplaşması nedeniyle öldürüldüğü sanılan 3 pkk’lı kadının (Bu arada emperyal güçlerin artık pkk’ya ihtiyacı kalmadığı, pkk’nın emparyal güçlerle ilişkilerini çok iyi bilen ve konuşmasından korkulan bir düzine kadar pkk’lının temizletileceği, diğerlerinin Barzani ordusuna kaydırılacağı iddiaları da yabana atılacak gibi değil…) pkk’lı Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in toprağa verileceği Tunceli, Kahramanmaraş ve Mersin’e değil de pkk gösterilerinde kullanılmak üzere Diyarbakır'a gönderilmesi şaşkınlığına ne diyelim…
Cenazelerin Diyarbakır’da 16 Ocak’ta bir özel hastanenin morguna yerleştirilmesiyle birlikte hastanedeki ay yıldızlı bayrağımızın indirilerek yerine pkk paçavrasının takılması saygısızlığına siz ne dersiniz!..
Ve gelelim, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı (?!) Osman Baydemir’in 17 Ocak’ta Diyarbakır’da yapılan pkk’lı 3 katilin cenaze gösterisinde yaptığı saçma sapan lakırdılarına:
Baydemir törende kalabalığa şöyle seslenmiş: 'Diyarbakır ve Kürt halkı bugün yastadır. Onları başkentte misafir edin. Sakine bacı, Seyit Rıza'nın yolundadır. Bugün Rojbin'in (Fidan Doğan) doğum günüdür. Onlar Nevruz'a gelecekti, ama bugün onlar Nevruz alanına geldiler.'
 
AHMET TÜRK, TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİNDEN YANA MI YOKSA LAGARA LUGARA MI YAPIYOR?
3 pkk’lının cenaze şovunda konuşan DTK Eş Başkanı ve Mardin Milletvekili (?!) Ahmet Türk ise şöyle demiş:
"Kürt halkı artık özgürlük dışında hiçbir şeyi kabul etmiyor. Barış elini hep uzattık. Ama bize hep teslimiyeti dayattılar. Ama herkes bunu iyi bilsin ki, Kürt halkı onursuz bir yaşamı asla kabul etmez. Barış karşılıklı saygı ile olur, halkların birbirini tanımasıyla oluşur, barışta adalet olur, barışı ancak o zaman sağlayabiliriz. Tüm dünya ve medya 'barışa zarar gelmesin' diyor, ama siz bu barış söylemlerinden bahsederken, diğer yandan da Kandil'i bombalıyorsunuz.
Ey Başbakan, barışı konuşurken Kandil’i bombalıyorsun. Hem hassasiyetten söz edeceksin hem de 3 şehidimizi toprağa verirken, Fransa’dan Kürdistan’a getirirken Kandil’i bombalaman nasıl bir hassasiyettir, nasıl bir barışseverliktir? O hassasiyeti sizden de bekliyoruz. Türk halkına da seslenmek istiyorum; Başbakan barıştan söz ederken Kürt halkının üzerine bomba yağdırıyor, bunu bütün dünya bilsin.”
 
SABAHAT TUNCEL NE DEDİĞİNİ BİLİYOR MU?
HDK (Halkların Demokratik Kongresi) adına BDP İstanbul Milletvekili(!?) Sebahat Tuncel de, cenaze gösterisinde “Merhaba Kürdistanlılar” diye başladığı lakırdılarını şöyle sürdürmüş:
“Bu kurşunlar sadece Kürdistan halkına değil Türkiye halklarına da sıkılmıştır. Bu kurşunlar halklar bir arada yaşamasın diye sıkılmıştır. Ama hevesleri kursaklarında kalacak. Onlar özerk Kürdistan, demokratik cumhuriyet için çalıştılar, bizler de bunun için çalışacağız.”
 
DEMİRTAŞ TÜRKİYE’DE Mİ YAŞIYOR? YA DA DEMİRTAŞ’IN DİLİNİN ALTINDAKİ BAKLA?
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, 16 Ocak’ta Diyarbakır’da, 3 pkk’lı hakkında basına açıklamalarda bulunurken yeni başlatılan süreçle ilgili şunları demiş:
"Görüşmeler İmralı'da ve Oslo'da olduğu için bu isimler verildi. Eğer olacaksa, devam edecekse ve taraflar bu konuda bir trafik başlatacaksa, belki doğru isim Hewler (Erbil) sürecidir. Hewler süreci pkk ile devlet arasında belki işleyebilir. Sayın(!?) Öcalan İmralı'da olduğu sürece de, Güney Kürdistan'ın başkentinde bu görüşmeler niye yapılmasın? Diğer tüm grup ve fraksiyonları da bu sürece katmalıyız. Onlarla bu süreçle ilgili bilgileri paylaşmalıyız. Bilgilendirme söz konusu olacak. Herkes şunun farkındadır. Sadece Türkiye'deki Kürtlerin kaderi çizilmiyor, bütün Kürdistan'ın kaderi çiziliyor. Kürtlerin birbiriyle hareket etmeleri, desteklemeleri gerekiyor. Kürt hareketleri halka karşı görevlerini yerine getirmek istiyorlarsa, ulusal taleplerde ortak hareket etmeliler."
Yine aynı Demirtaş, 4 Ocak 2013 tarihli Agos gazetesi’nde yayınlanan söyleşisinde şöyle diyor: “Bugün Kürtlere sorulabilse, pek çoğu ayrı bir devlette yaşamak istiyorum diyecek.”
 
KÜRTLERİN GERÇEK TEMSİLCİLERİ NE ZAMAN SAHNEYE ÇIKACAK?
Demirtaş, Türk, Baydemir, Tuncel, Kürkçü gibi etnik bölücüler, ayrılık peşinde koşturanlar; Kürtler adına konuşma hakkını nereden, kimden, nasıl alıyorlar? Ortadoğu’nun, Türk ve İslam dünyasının yer üstü ve yeraltı zenginliklerini hortumlayabilmek için ‘böl-parçala-yönet’ peşinde koşan ayılarından, dayılarından ve isyancı katil pkk’lıların silahlarından mı?
Bu hainlere en önce Kürt kardeşlerimizin karşılık vermesi lazım ama onların söz söyleme ve seslerini duyurma hürriyetlerini ellerinden alma cehaletini ne zaman yapmıştık bilen var mı?.. Onları hiç olmazsa şimdi muhatap kabul etmek bir samimi bir çabamız var mı?
Yoksa BOP narkozunun tesiriyle, emperyal uşak katil apo, pkk ve onların dümen suyundaki BDP’den başkasını gözümüz görmüyor mu?
Başına silah dayatılarak Kürt seçmenin reylerinin pkk sandıklarına doldurulması nasıl özgür bir seçim olabilir, bu seçimin neresi demokratiktir?
Daha önce milletvekilliği de yapmış bir partinin Genel Başkanından milletvekilliği adaylığı başvurusu için sabıka belgesi ve askerlik belgesi isteyen YSK nasıl oldu da etnik bölücülüğü aşikar uşaklara milletvekilliğinin yolunu açtı? Kimin emir veya yönlendirmesiyle, hangi endişelerle?
Kürt aşiretlerinin gerçek temsilcilerinin Meclis’e girmesinin yolu neden, niçin ve hangi dolaysız veya dolaylı yollarla tıkandı?
Ve iktidar, ‘Bir nalına bir mıhına vurmak’tan ve ‘seçmene selam gönderme nutukları atmak’ ucuzluğundan vazgeçip gerçekten ayakları yere basan bir ‘milli birlik ve kardeşlik projesi’ni ortaya koyma liderliğini ne zaman gösterecek? Etnik bölücülük peşinde koşanlara cevabı sadece gaz alma babından şovmatik laflarla mı verilecek?
Bir o kadar önemli olan da şu: Kürt aşiretlerimizin Selahaddin-i Eyyübi gibi, İdris-i Bitlisi gibi gerçek temsilcileri nerede? Kürt bilgeleri ne zaman ‘dilsiz şeytan’ olmaktan kurtulup gerçekleri haykıracaklar ve topluluklarına iki cihanda da yüzlerini ak çıkaracak liderliği yapacaklar? Bugün haykırmazlarsa yarın geç olmaz mı? Ne demişler: ‘Dünya üç gündür. Dün geçti, yarının geleceği belli değil, sen bugününü iyi değerlendir!’ 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.