20 Ağustos 2026 Perşembe
DOLAR 47.96 ₺
EURO 56.18 ₺
STERLIN 65.58 ₺
G.ALTIN 6,992.03 ₺
BTC 64,394.42 $
ETH 1,912.77 $
BİST 0.00

    Hüseyin Şinasi

    Hüseyin Şinasi

    Anemurium’dan Anamur’a (Bizans dönemi)

    Yayınlama: 20 Ağustos 2026 Perşembe 16:18 Okunma: 16

    Anamur’un tarihine biraz yakından baktığımızda, bugün üzerinde yaşadığımız toprakların aslında ne kadar uzun ve hareketli bir geçmişe sahip olduğunu görmek mümkün. Bugün Anamur dediğimiz yer, bundan yüzyıllar önce Anemurium adıyla Doğu Akdeniz’in önemli kentlerinden biriydi.

    Roma İmparatorluğu’nun MS 395 yılında ikiye ayrılmasıyla Anemurium, Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdi. Bu değişim, kentin tarihindeki yeni bir dönemin başlangıcıydı.

    Anemurium’un konumu, ona başlı başına bir önem kazandırıyordu. Bir tarafta Isauria, diğer tarafta Dağlık Kilikya… Akdeniz’in hemen kıyısında, Kıbrıs’a oldukça yakın bir noktada bulunan kent; hem kara hem de deniz ulaşımı bakımından stratejik bir yerdeydi. Limanı, yalnızca ticaret gemilerinin uğradığı bir yer değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından önemli bir merkezdi.

    Bugün Anemurium Antik Kenti’nde dolaşırken karşılaştığımız surlar, kuleler, hamamlar, sarnıçlar ve kiliseler bize aslında bu dönemin izlerini hâlâ taşıyor. Taşların arasında dolaşırken, bir zamanlar burada yaşayan insanların günlük hayatını düşünmemek mümkün değil.

    Özellikle MS 5. ve 6. yüzyıllar Anemurium’un en parlak dönemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Liman ticareti gelişmiş, nüfus birkaç bin kişiye ulaşmış ve Hristiyanlık şehir hayatında önemli bir yer edinmişti. Kent aynı zamanda bir piskoposluk merkeziydi.Anemurium piskoposlarının dönemin önemli kilise toplantılarına katılmış olmaları, kentin dinî açıdan da taşıdığı önemi gösteriyor.

    Ancak tarihin hiçbir şehre sonsuza kadar aynı yüzünü göstermediğini Anemurium’un hikâyesinde de görüyoruz.

    MS 580 yıllarında meydana gelen büyük deprem kenti ağır biçimde etkiledi. Ardından Doğu Akdeniz’de yeni bir dönem başladı. 7. yüzyıldanitibaren Müslüman Arapların Akdeniz’de güç kazanması ve donanmaların bölgede faaliyet göstermesi, Anamur kıyılarını da etkiledi. Güvenlik sorunlarının artmasıyla birlikte kentteki yaşam giderek zayıfladı ve bölge halkının daha güvenli yerlere yöneldiği anlaşılıyor.

    Bir zamanlar hareketli bir liman olan Anemurium, artık eski günlerinin gerisindeydi.

    Fakat Anamur’un hikâyesi burada bitmedi.

    Bizans İmparatorluğu 9. ve 10. yüzyıllardayeniden güç kazandığında Kilikya’daki hâkimiyetini de yeniden pekiştirdi. Anemurium Limanı tekrar kullanılmaya başlasa da şehir Roma dönemindeki eski zenginliğine bir daha ulaşamadı.

    Sonra Anadolu’nun kaderini değiştiren büyük gelişmeler yaşandı.

    1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Türklerin Anadolu’daki varlığı giderek güçlenirken Kilikya, Bizans, Ermeni prenslikleri ve Türkler arasındaki mücadelelerin sahnesi hâline geldi.12. yüzyılda Kilikya Ermeni Prensliği’ningüçlenmesiyle birlikte bölgedeki siyasî dengeler daha da karmaşıklaştı.

    İşte Anamur’un bugün bildiğimiz tarihî kimliğinin şekillenmesinde bu uzun mücadelelerin önemli bir payı var.

    Anemurium’dan Anamur’a uzanan hikâye aslında yalnızca bir kentin isim değiştirmesinin hikâyesi değildir. Bu, aynı topraklarda Roma’yı, Bizans’ı, Arap akınlarını, Ermeni hâkimiyetini ve Türklerin Anadolu’daki yükselişini yaşayan bir kentin hikâyesidir.

    Bugün Anamur’da denize baktığımızda yalnızca Akdeniz’i görmüyoruz. O deniz, yüzyıllar boyunca buraya gelen tüccarların, askerlerin, denizcilerin ve farklı medeniyetlerin de tanığı oldu.

    Belki de Anamur’un en büyük zenginliği burada yatıyor.

    Çünkü bu topraklarda tarih sadece kitaplarda yazılı değil. Surların taşlarında, antik limanın kalıntılarında, Mamure Kalesi’nin duvarlarında ve Anamur’un toprağında yaşamaya devam ediyor.

    Anemurium’dan Anamur’a uzanan bu uzun hikâye, aslında Anamur’un neden sıradan bir Akdeniz kenti olmadığını anlatıyor.

    Hoşça ve sağlıcakla kalın.