Muzun Fiyatı Değil, Emeğin Değeri
Anamur’un o meşhur nemli sıcağında, bir muz serasının gölgesine sığındığımızda üretici dostum elindeki nasırlı parmaklarıyla dalları gösterdi. “Hocam,” dedi iç çekerek, “Marketten muz alırken etikete bakıp bize sitem ediyorlar. Ama kimse bu seranın içindeki fırtınayı, ödenen elektrik faturasını ya da uykusuz geçen don nöbetlerini görmüyor. Bizim kazandığımızla sofraya giden arasındaki uçurumu biz de izah edemiyoruz.”
Onun bu sitemi, aslında bugün tarımın en temel çelişkisini özetliyor:
Haberlerde, sosyal medya paylaşımlarında görüyoruz. Anamur ve Bozyazı’da üreticiden 30-45 lira arasında kesilen muzun, market ve pazar raflarında 80–90 liraya, hatta daha yüksek fiyatlardan satılması yaman bir çelişki. Bu bir suçlama ya da hesap sorma değil; sadece üretimden markete, pazara kadar karşılaştığımız bu derin soruna dikkat çekme çabasıdır.
Süreçteki paydaşlar haklı olarak kendi masraflarını dile getiriyor:
Ancak asıl sormamız gereken soru şu: Zincirin ilk halkası olan çiftçinin yükünü ne kadar konuşuyoruz?
Üretici yalnızca hasat günü sahneye çıkan kişi değildir; o, aylarca yatırım yapan, doğayla mücadele eden ve her türlü riski sırtlanan kişidir. Çiftçinin her yıl tekrar eden giderleri ve göğüslediği zorluklar şunlardır:
Bu risklerin faturası doğrudan üreticiye çıkar. Sarartmacı ve pazarcı ekonomik risk alırken; üretici hem ekonomik hem de doğal riskleri aynı anda taşır.
Mesele tarafları birbirine düşürmek değil, zincirin her halkasının hakkını teslim etmektir. Artık "kim haklı?" yerine, "bu zincirde adaleti nasıl kurarız?" sorusuna odaklanmalıyız.
Çözüm, karşı karşıya gelmekte değil; yan yana durmaktadır. Raftaki fiyatın sorumluluğunu tek başına üreticiye yüklemek kolay olsa da adil değildir. Bu yazı, emeğin ve alın terinin değerinin anlaşılması içindir.
Hoşça ve sağlıcakla kalın.