Hüseyin Şinasi · 09.10.2026
Sıcak bir yaz akşamı rüzgâr, Toroslar’ın sarp kayalıklarından Akdeniz’in mavi sularına doğru tatlı bir serinlik taşırken, tarihin tozlu sayfalarında bir yolculuğa çıkalım. Çünkü bir coğrafyanın ruhunu anlamak; sadece haritalara bakmakla ya da hükümdar adlarını ezberlemekle mümkün olmaz. O topraklara diz vuran, kıl çadırını kurup ocağını tüttüren, konup göçen bağrı yanık insanların izini de sürmek gerekir.
İşte bölgemizde 257 yıldan fazla devam eden Karamanoğulları Beyliği’nin hikâyesi de tam olarak böyle başlar. Bu hikâyeyi anlamak için yalnızca Karaman’a bakmak yetmez; bakışlarımızı Toroslar’ın güneyine, Ermenek–Mut–Silifke–Gülnar hattına ve Akdeniz’e açılan o stratejik kapıya, Anamur’a, Mamure kalesine çevirmemiz gerekir.
Bir an için 13.yüzyılın ortalarını hayal edin… Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollar karşısında aldığı ağır yenilginin ardından derin bir fetret devrine girmişti. Merkezi otoritenin sarsıldığı, taht kavgalarının ve Moğol baskısının Anadolu’yu kasıp kavurduğu o fırtınalı günlerde, Toroslar’ın uçsuz bucaksız dağlarında yepyeni bir nefes yükseliyordu. Anadolu’nun sarp uç bölgelerinde hayat mücadelesi veren Yörük Türk boyları, kendi siyasi organizasyonlarını kurarak tarih sahnesine ağırlıklarını koymaya başladılar.
Karamanoğulları, tam da böyle bir toplumsal dinamiğin bağrından doğdu. Onları yalnızca bir hanedan olarak görmek, tarihe karşı büyük bir haksızlık olur. Arkalarında Afşar boyundan Turgutlu, Bayburtlu, Oğuzhanlı, Bozdoğan, İğdir, Beydili ve Yuvalı (Yıva) gibi devasa bir Yörük Türk boyları ağı vardı. Nûre Sûfî’nin manevi mirası ve oğlu Karaman Bey’in siyasi vizyonuyla birleşen bu Yörük enerjisi, kısa sürede bölgenin en güçlü yapılarından birine dönüştü.
Peki, bu masalsı hikâyede Anamur’un yeri neredeydi?
Anamur, Karamanoğulları için sıradan bir kıyı kasabası ya da askeri bir karakol değildi. O dönem "Kamerüddin-ili" olarak anılan bu coğrafya; Toros geçitlerini, yaylak ve kışlak yollarını Akdeniz’in mavi sularıyla birleştiren stratejik bir hayat koridoruydu. Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad döneminde fethedilip Yörük Türk boylarının yerleştirildiği Anamur, Karamanoğulları döneminde hem kalıcı bir vatan hem de beyliğin denizle buluşan kapısı oldu. Oğuzhanlı ve Yuvalı (Yıva) gibi boyların bu topraklara kök salması, bölgenin toplumsal ve kültürel kimliğini sonsuza dek değiştirdi.
Ve zaman akıp gitti; asırlar birbirini kovaladı. Ancak Anamur Kocaçay (Dragon Çayı) üzerinde Ermenek-Anamur yolu güzergâhında yükselen o tarihi Alaköprü ve zamana yenik düşen Ermenek Çayı üzerindeki şimdi baraj suları altında kalmış Alaköprü (Görmeli Köprüsü)zamana meydan okurcasına dimdik ayakta kaldı, nice anılara şahitlik etti. Karamanoğlu Mahmud Bey’in oğlu Alâeddin Halil Bey’in bu topraklara bıraktığı o köprüler; Toroslar’ın yaylaları ile Anamur’un sahili arasındaki kopmaz bağı, Yörüklerin kışlaktan yaylaya uzanan göç yolunu ve bu topraklardaki köklü geçmişimizi bugün de canlı tutmaya devam ediyor. Özetle; Anamur’un tarihini sadece kalelerin el değiştirmesinden ibaret okumak büyük resmi kaçırmaktır. Karamanoğullarının yükselişi, Anamur için yepyeni bir dönüm noktasıydı. Toroslar’dan inen Yörük Türk boylarının bu topraklara kattığı ruh, şehri sadece askeri bir sınır boyu yapmaktan çıkarıp Akdeniz’in en önemli Türk merkezlerinden birine dönüştürdü.
Dün dağlarda yakılan o Yörük ateşi, Alaköprü’nün üzerinden geçen adımlarla ve Akdeniz'e esen rüzgârla bugün hâlâ Anamur’da yaşamaya devam ediyor.